TÜRK’ÜN MANEVİ SIRRI MÜNİR DERMAN’DAN: KADİR GECESİ

Kadir gecesini her Müslüman bilir, ta’zim eder. Münkirler de bu geceyi bilir, fakat dillerini bu gece için oynatamazlar… Bir kelime ile mübareklerin mübareği bir gecedir…

Bu güzel geceyi anlatmadan evvel, gece nedir, onu biraz karıştıralım, sırlarını görelim, sonra da Kadir gecesini birlikte dolaşalım…

Gece, ruhani… Gündüz cismani âlem remzidir… Bütün muz’i ecram karanlığın namütenahiliği içinde parlarlar… Kendilerini ancak karanlıkta gösterebilirler veya bizim görme hassamız onları gece görebilir… Bu iki ters cümle üzerinde biraz düşünmenizi dilerim…

Karanlık namütenahi mülk-i İlâhide, aydınlığa nazaran çok galiptir, ruhani âlemdeki nurun temsili kamerdir… Kamer aynı zamanda ruhun âlemidir… Bedr-i tam zamanında ruhani çalışmaya delalet eder… Gece namazı Resûl-i Ekrem’e farzdır.

Niçin, Şakku’l-Kamer hadisesidir de, Şakku’l-Şems değildir?.. Hasefe’l-Kamer’dir de Küsüfe’l-Şems değildir?.. “Vecmüaşşems Ve’l-Kamer”dir de niçin “Vecmie’l-Kameri ve’ş-Şems” değildir?

Kudret-i Sûphaniye Settar esması kanalından tecelli eder de ondan… Ecramın karanlıkta parıldaması ibadetin karanlıkta olanı parlar olacağına işarettir… Güneş aya giriyor… Niçin ay güneşe girmiyor?.. Hem ay küçük olduğu halde… Bütün mevcudatın ve mahlukatın yok olacağına ve Settar’ın içinde kaybolacağına işarettir… Aynı zamanda kıyamete işarettir…

Ruhaniyetin daimi olarak cismaniyete hakim olduğunu ifade eder. Bundan dolayı gündüz ile gece yapılan ibadet arasında muazzam fark vardır… Gündüz cesedin ibadeti, gece ruhun ibadeti yapılır. Miraç bile gece vakti olmuştur… Hayy esmasının tecellisi daima Settar esmasıyla kapanarak, örtülerek olur… Hangi tohum örtülmeden intaş eder? Arı, balını yaparken kimseye göstermez… İnsan alakası gizli olarak büyümeğe başlar… Ölünün cesedi bundan dolayı defnedilir… Vahy gelirken “Üzerimi örtün” diye Cenab-ı Resûl’ün buyurması, sıcak iklimde üşümesinden değildir… “Beni örtün!” Vahy’in şiddetinden husule gelen ihtizazın örtülmesini, görünmemesini, Settar esmasına karşı olan edep için örtülmesini emir buyurmuştur… Cenazeyi tekfin de bu edep için yapılır… Setr-i avret Hayy esmasının tezgah ve teferruatı olan, yerler için emir olunmuştur…

Edep yeri aşikare olan hiçbir canlı mahluk yoktur… Hepsi fıtri yaradılış icabı bir uzuv kısmıyla örtülüdür… Kimini kuyruk, kimini gulfe, kimini kıl, kimini tüy örtmektedir… Yalnız insanlarda bu gibi yaradılıştan teşrihi bir örtü olmadığından, (Bu yaradılış murad-ı İlâhidir) insanlara telebbüs lüzumu, te’sirat-ı hariciyeden sıyânet bahanesiyle setr-i avret mecburen ve habersiz yaptırılmıştır… Örtü Settar’ın naibidir. Esmanın dünyada naibi varsa evvelden mevcuttur. Naibi yoksa sonradan emirdir. Bu, büyük dini hakikatlerin bir kapı aralığıdır. Bunu anlayan, kapı aralığından hakikatlerin illetlerini, sebeplerini, niçin öyle olduklarını, nehiylerinin esasını anlamış olur. Bazı cümle ve kısa anlatışlar binlerce kelimenin, yüzlerce lafzın küçültülmüş ve akla sokmak için hazırlanmış usul ve yollarıdır…

Gece ve geceler insana daha yakındır gündüzlerden… Resûl’ün sırtındaki siyah mühr-ü nübüvvet, dünyada siyah ırkın bulunması, bu siyah derili insanların yaradılışındaki hikmeti düşünüp anlamak herkese nasip değildir… Hacer-i Esved, Kâbe örtüsünün siyah oluşu insanları düşündürmelidir. Bunlar tesadüfî şeyler değildir…

Hâlik, “Geceye kasem ederim” diyor… Karanlık yere daima her cansız cisim bile hürmet ediyor. Farkında mısınız?.. Güneşin ziyasında birçok dalgalar mevcuttur. Fakat aydınlık dalgaları hailleri geçmiyor; geçemiyor değil…

Dikkat buyurun… Karanlığı aydınlatmamak için röntgen şuası herşeyi delip geçiyor. Fakat kendini göstermiyor, kendi görünmüyor… Gündüzü mü seversiniz geceyi mi?.. Ne söylerseniz inanılmaz, muhakkak geceyi seversiz. Çünkü insanların yaradılışında gizli bir istek vardır. Geceyi sevmek… Hukukî sevgi ve kulluk gece belli olur. Fosforun gece parlaması tesadüfî bir şey değildir; bir hikmetin ve bir sırrın gizli kapaklı izah ve ifadesini haykırmaktır. Fosfor böceklerinin zikri gecedir. Ondan dolayı her bağırışlarında parlar, sönerler… O halde gece:

1- Geceye “Kasem-i İlâhi” verilen ehemmiyet ve kıymetin ifadesidir,

2- Güneşin küçük aya girmesi, Settar’da herşeyin eriyeceğine, geceye verilen kıymetin ifadesine, birgün kıyamet kopacağına delalet eder.

Şimdi geceyi tariften sonra KADİR Gecesine gelelim:

Bu tarif edilen gecelerden birisi değildir Kadir gecesi… Ed-Duhan Suresinin 4 üncü âyetinde zikredilen gece. Bu gece, Kur’ân kül halinde Levh’den inmiştir… Sonra senenin içindeki bir gecede de parça parça inmeğe başlamıştır. Bakara Suresinin 185 inci âyetine göre, Ramazan ayına tesadüf eden bir gecedir. “Biz onu Kadir gecesi indirdik…”

“Kadir gecesini Ramazanın son haftasında arayınız…”

Elimizde Allah ve Resûl’den müntakil bilgilerimiz bunlardır…

Kadir gecesi, muayyen bir gece değildir. Bir sene tek gecede, bir sene çift gecede olmak üzere seyr ve intikal eder… Ramazan ayı da o geceye tesadüf etsin diye mevsimlere göre değişir.

İnd-i İlâhide evvelce böyle bir gece murad ve tespit edilmiştir… Ramazan daima bu gecenin bulunduğu aya tesadüf eder. Kur’ân-ı Kerim’in bu gece inmesi tensib-i İlâhidir. Ramazan ayı kamere göre olduğundan, senenin diğer muhtelif mevsim ve aylarında seyr ve intikal eder.

Buna nazaran, Kadir gecesi, İnd-i İlâhi’de sabit ve muayyen bir merkez noktasıdır. Güneş muayyen bir burca dünyayı aldığı zaman bahar nasıl geliyor, nebatat uyanıyorsa, senenin muhtelif zamanlarına ve mevsimlerine tesadüf eden kameri Ramazan ayı o gecenin zarfı mahiyetindedir.

Herhangi gece, (O Kadrin, şerefin merkezine) geldiği zaman Kadir gecesi oluyor, Kadir ismini alıyor, rahmet açılıyor… İnd-i İlâhi’de sudur muayyen bir zamanda oluyor. O sudur hangi geceye tesadüf ederse Kadir ismi ona intikal ediyor… Gece sabit değildir.

Rahmetin sudur merkezi sabittir. Sudur muayyendir. Muayyen bir zamanda oluyor. Tesadüf ettiği geceye şerefini saçtığından o gece Kadir gecesi ismini alıyor. Gök kapıları açılıyor diyoruz… Dedelerimizden gelme güzel bir tabir.

Şerefin, kadrin, rahmetin suduru İnd-i İlâhide muayyendir. Settar ile örtülü olduğundan o sudur zamanı bir geceye tesadüf ediyor.

Rahmetin suduru hangi geceye tesadüf ederse o gece sudurun şerefine mazhar olduğundan Kadir gecesi ismini alıyor… Bu suretle bütün senenin geceleri bu şerefe mazhar oluyor. Ve Settar’ın görünür naibi olan geceler Kadir şerefinden nasibini alıyor… (Adalet-i İlâhi)…

“Gece karanlık zamanıdır. Cahiliyyet devridir. Cihanın hakiki irfan ve nurdan mahrum olduğu zamandır. Resûl-i Ekrem gelmeden evvel insanlığı böyle bir gece sarmıştı. Böyle karanlık bir gecede bir devirde insanlık nurlara gark oldu, karanlıklar kalktı, Resûl’e gelen vahy ışıkları ile parladı.” diye tefsir ve tarifler de mevcuttur.

Gece cehaletin remzi olamaz… Nur geceden çıktığına göre nasıl olur?.. Cehaleti gideren de geceden çıkan nurdur… Yıldızlar gece parlarlar… Bu bir âyettir… Geceyi cehalete remz ve temsil yapmak biraz edep dışı bir iştir. Belki de inanmayanların aklına dökememek aczinin verdiği garip bir tarif olup, nezaketten doğmuştur bu tefsirleri… Bin geceden hayırlı olan bu gece diğer geceleri küçültmez. Her geceye nasip olduğu için her gece bu gecenin feyzinin ışıklarına sırası geldikçe çarpıyor…

Fecirde ışıklar başladığı zaman gece Kadirlikten çıkıyor. Nasibi bitiyor demektir. O halde gece nasıl cahiliyyet remzi oluyor?.. Olamaz… Gece ve geceler olmazsa nurun kıymeti kalmaz. Nur, feyz görünmez…

Gül kokusu, gülü bıraktığından koku her tarafa yayılır… Koku görünmez, yayılır. “Benden sonra Peygamber yoktur.” mübarek sözü Allah’ın bir ihsanıdır. Bu söz Resûl-i Ekrem’in dininin şeref perdesidir. Bu gül kokusu, bu ihsan, bu şeref Kadir gecesi hürmetine beşeriyyete Resûl ile bildirilmiştir… Bundan nasibi olan korkmaz. Zaten haktan gayrı olan varlıktan korkmak gizli bir şirkten başka birşey değildir. Allah’a dayananın korkusu olmaz, olamaz da…

Kadir gecesi idi… Hastalığı ilerlemiş, ateşler içinde yatıyordu… Dudaklarından Allah’ın mübarek kelimeleri süzülüyor… Sevgili kızı başucunda idi. Gözlerinden inci daneleri sedasız dökülüyordu… Kızının güzel gözlerine fersiz gözlerini dikti:

– Sevgili kızım, Kadir gecesi bu gece değil mi? dedi. Kızı:

– Evet baba, der gibi gözyaşlarını eliyle sildi. Baba, tekrar kızına baktı:

– Artık ayrılmak zamanı geldi. Yolumuza gidelim, ben ölmeğe sen yaşamağa kızım. Hangisi daha iyi?.. Bunu Allah’tan başka kimse bilemez, dedi. Kadrin rahmet, şeref ve kokularıyla gidiyorum…

Resûl’ün mübarek ismini anarak ruhunu teslim etti… Fecr ışıkları başlarken bu Allah’ın velisi her zaman şöyle dua ederdi (Duası kabul oldu da Kadir gecesi ruhunu teslim etmişti):

“Ey gözlerin görmediği, fikirlerin varamadığı, övücülerin övemediği, hadisatın değiştiremediği, mesâip ve belâyanın korkutamadığı, Zat-ı Ecelliâlâ sen ki dağların kaç miskal, denizlerin kaç litre, yağmurların kaç katra olduğunu, ağaçlarda kaç yaprak bulunduğunu, üzerlerine kaç gecenin karanlığı yayıldığını, kaç gündüzlerin aydınlattığını bilirsin. Senden hiçbir gök öbür göğü, hiçbir yer diğer bir yeri örtüp gizleyemez, hiçbir deniz karnındakini, hiçbir dağ sinesindekini saklayamaz… Ey bu evsaf-ı celile ile mevsuf olan Kaadir-i Mutlak… Lütfet de benim ömrümün en hayırlı zamanını son dakikam ve en düzgün işimi işlerimin en sonu kıl… Günlerimin en mübareğini de Sana kavuşacağım gün eyle… Ya Erhame’r-Rahimin…”

O gün Kadir gecesi fecr ile ölmüştü.

Dr. Münir Derman

NOT: Yukarıdaki yazı  Münir Derman’ın   “ALLAH DOSTU DER Kİ…

YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ,YAZILACAK SIRLARIN SONU ” isimli kitaplarından alınmıştır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...