TOLGA ÖRNEK’E AÇIK MEKTUP: HER SAKALLI’YI HACI, HER ÜNİFORMALIYI AMCA ZANNETME SEVGİLİ TOLGA;


NOT: RESİM VE RESİMDEKİ YORUM YENİÇAĞ GAZETESİ’NDEN

Senle yıllar öncesinden tanışıyoruz.

Napoli günlerinden.

İtalya mafyasının “koruma parası” adı altında site aidatlardan para kestiği Pinetamare’de, İtalyan’lar ve ABD’li subaylarla beraber maaile kaldığımız o sitedeki kısa ama güzel gençlik günlerimizden.

Babalarımız NATO emrinde AFSOUTH karargahından Yugoslavya’yı parçalarken, bizim güle oynaya İtalya’nın nimetlerinin peşinde koştuğumuz günlerden.

O günler geride kaldı.

Hepimiz kendi yolunda büyüdük. Sen takdir edilecek bir şekilde, hayallerinin peşinden gittin ve sıfırdan başlayarak sinemacılık okudun ve o alanda bir yere geldin. Doğruyu söylemek gerekirse, çektiğin filmleri , hayallerini kovaladığın gerçeği kadar takdir edemedim ama bu ayrı bir konu.

Arada 1-2 kez daha sohbet etme imkanımız oldu sen ve kardeşin Burak’la. Sonra da uzaktan takip ettim sizleri. Çok farklı dünyalara yelken açışlarınızı ve katettiğiniz irtifayı.

Dün yine seni izledim televizyonda.

Babanın aldığı mahkumiyet sonrasındaki haklı feryadını.

Babası hapse düşmüş bir paşa çocuğu ile, bu gidişle 1-2 seneye kalmaz tekrar hapse girecek bir paşa çocuğu olarak hasbihal etmek istedim uzaktan da olsa.

Şapkayı öne koyup düşünme zamanı geldi Tolga.

Ekranda diyorsun ki;

“Bu benim için TSK’nın bittiği andır. Eski bir genelkurmay başkanı ve kara kuvvetleri komutanına amca dediğim için çok pişmanım”

Çok yanılıyorsun Tolga.

TSK’nın bittiği an, babanın mahkum edildiği an değildir.

Ben sana TSK’nın bittiği anları hatırlatayım…

Sizlerin o yere göğe sığdıramadığı, özel sohbetlerinizde çok büyük adam olarak lanse ettiğiniz Hilmi Özkök askerinin başına çuval geçiren ABD büyükelçisini ballı börekli Genelkurmay’da ağırladığı gün TSK bitti…

“Amca” dediğin Yaşar Büyükanıt, Bush’un konuşmasını dinlemek için Ortaköy’de Bush’un korumalarına elini açıp kontrol ettirdiği gün bitti…

Sizlere desteğini hiç bir zaman esirgemeyen Çevik Bir, bu ordu ile milletin arasına 28 Şubat’la Cumhuriyet tarihinin en karanlık perdesini çektiği gün bir kez daha bitti TSK

Tabi ki, TSK’nın bittiği anlar sizin “amca” dediklerinizin icraatleri ile sınırlı değil.

Fakat bugün babanızın, yarın ise benim ve eşimin mahkumiyeti ile sonuçlanacak bu sürecin müsebbibi sizin “amca” dediklerinizdir.

Ne yaman çelişkidir ki…

“Amca” dediğiniz Çevik Bir , Tayyip Erdoğan’I iktidara getiren 28 Şubatın mimarıdır…

Bir diğer “Amca”nız Hilmi Özkök, Tayyip Erdoğan’ın iktidarda önündeki pürüzleri temizlemiştir…

Ve son “Amca” Yaşar Büyükanıt’ta , Erdoğan’ın geri dönülmez şekilde iktidarda kalmasını garantilemiştir.

(Anayasa Mahkemesinde AKP lehine oy kullanan askeri üye ile Yaşar Büyükanıt’ın bağlantısını araştırırsan, yukarıdaki cümle daha bir anlam kazanır)

Ve “amcaların” sayesinde iktidarı pekişen Tayyip Erdoğan’dır; senin babanı mahkum eden mahkemenin savcısı.

Her gördüğün üniformalıyı “amca” zannedip, baban mahkum olunca şikayet etmek için ise çok geç sevgili Tolga.

Şapkayı önüne koy bir düşün…

“Ergenekon” dalgaları başladığında neredeydiniz…?

Arka planda yapılan konuşmaları bilmiyor muyuz zannediyorsun?

Geçenlerde babanın üniformasını taşıyan birinin, “kangren olan kolu keseceğiz” mealindeki sözlerin yıllardır TSK’nın koridorlarında sarfedildiğini bilmiyor muyuz?

Amcalarından bir tanesinin, asi gördüğü generallerine “Son Yeniçeri’ye Selamlar” imzası ile kitap imzalayıp gerekli mesajı verdiğini bilmiyor muyuz?

“Ergenekon’da” tutuklamalar geldikçe önü açılan bazılarının sevindiklerini bilmiyor muyuz?

Neticede, senin amcalar, AKP ile birlikte küresel plana uyumlu bir Vakay-ı Hayriye planladılar ve bu yolla TSK içindeki küresel planla uyumsuz generalleri ve subayları tek tek tasfiye ettiler. Bizim dangalak ulusalcılar da, Genelkurmay direniyor zannetti.

“Bu bir küresel devlet operasyonudur. Genelkurmay’da bu planın parçasıdır”

diyen bizleri komploculukla ve müzmin muhaliflikle suçladılar.

Bu yolda işler kontrolden çıktı ve amcaların attıkları bumerangı geri dönüşte sağlam tutamayınca bumerang size de çarptı.

Ve şimdi veryansın ediyorsun : “TSK Bitmiştir”

Günaydın Tolga.

TSK “biteli” 10 seneyi geçti.

Senin “amcalarının” yönettiği Genelkurmay’ın TSK’yı iyi yönetemediğini 2000′li yılların başından beri yazdığım için 3 kez 301. maddeden (TSK’ya hakaret) yargılandım. İkisinden beraat ettim, birinden hüküm giydim, hüküm ertelendi.

Tarihe; Genelkurmay’ın dava ettiği ilk paşa çocuğu olarak geçtim.

Genelkurmay’ın ihya ettiği paşa çocuğu olsaydım , sen de biliyorsun ki, bu tarihte bir ilk olmazdı.

O davalardan birinden hemen sonra Fenerbahçe orduevinde karşılaştığım amcalarından birinin yüzüne söylediğimi aynen tekrarlayayım :
“Sizin en büyük müttefikiniz ne ABD, ne İsrail; Türk milletidir.”

Anlayacağın; ordusuna yapılan onlarca saldırıyı/hakareti sineye çeken Genelkurmay bizim gibilerle uğraşırken, kendisine yapılan esas büyük hakareti, kendisine kurulan esas büyük tuzağı görmedi.

Senin “amcaların”, 90′ların ortasından beri, müttefiklerine güvenmemeleri, altlarının boşaltıldığı yolundaki onlarca uyarıyı gözardı etti. Uyarıları yapanları komploculukla suçladı.

O müthiş kibirleri ve özgüvenleri arkasında kendilerine bir şey olmaz zannettiler.

Gelinen nokta ortada. Sokaktan devşirilen bir adam, salonlarında enterne edilenleri tasfiye edip, küresel plana daha uyumlu olduğunu kanıtladı.

Sakın bu süreci “rejim değişiyor” gibi basma kalıplarla algılamayın.

Aksine bu ülkede değişen hiç bir şey yok; hizmet eden kadrolar dışında.Hizmet edilen odak ise aynı. Hizmet ederken giyilen gömlekler değişse de, hizmet edilen misyon aynı.

Rejimin adı da aynı : Küresel düzene hizmet rejimi

Küresel düzendeki değişime ayak uyduramayanların değişimi, rejimin değiştiği anlamına gelmiyor.

Yazının başındaki cümleyi tekrar hatırlatayım…

“Babalarımız NATO’nun emrinde Yugoslavya’yı parçalarken, biz İtalya’nın nimetlerinin peşinde koşan çocuklardık. “

O gün, babalarımızın komutanı kimdi?

Yaşar Büyükanıt.

Peki o günlerde Yugoslavya’yı parçalamak için NATO tarafından desteklenen ve oradaki iç savaşı körükleyen Kosova Kurtuluş Ordusu’na Türkiye’den akan silahların koordinasyonunu kim yapıyordu?

Ben bilmem; eminim Abdullah Gül biliyordur.

O bilmiyorsa İHH biliyordur. Hani şu “İslamcı”, “sivil toplum” örgütü. Yersen!

O günde Türkiye küresel güçlerle elbirliği içinde yanıbaşındaki bir ülkeyi parçalamakla meşguldü.

O günlerde, senin amcaların “dincilerle” elbirliği içinde NATO’ya hizmet ediyorlardı.

Tesadüfe bak ki; yıllar sonra Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanı, Abdullah Gül ise Cumhurbaşkanı oldu.

Güzel ülkemiz, yine NATO’nun doktrinleri çerçevesinde, komşu ülkeleri parçalama planları içinde aktif oyuncu.

Senin “amcalar” devletin kendilerine verdiği görevi yapıp kenara çekildiler.

Senin paşa amcaların miadını doldurdu; artık zaman Rasim Ozanların, Mehmet Baransu’ların polis abilerinin zamanı.

Yeni Devlet’in yeni paşaları onlar.

Şimdi sana olacakları anlatayım Tolga.

Sizinkilere o kadar yüksek cezaları , sizi genel af sürecine destek vermeye ikna etmek için verdiler.

O çok da uzak olmadığınız AKP kazanının içinde , “Sivil Anayasa ile birlikte genel af” lafları kaynamaya başladı bile.

Seneler öncesinden yazdığımız, “Ergenekon süreci Öcalan’la af ile sonuçlandırılacak” uyarısını doğru çıkarmak için düğmeye basıldı. (Bkz: “Ergenekon’a” Saklanmış Öcalan Affı)

Sizler; bu süreçte bir çok kez sahte yalanlarla kandırıldınız. Erken tahliye hayalleri bile kurdurdular sizlere.

“Ergenekoncularla” aranıza mesafe koymanızı tavsiye edenlere uyup, “biz Ergenekon değiliz, biz Balyoz davasıyız” gibi duyanları gülümseten inciler bile döküldü Vardiya Bizde platformundan.

Bizler içeri atıldığımızda; kocalarının terfilerine halel gelmesin diye aile dostlarını aramaya korkanlar, kendi kocaları içeri atıldığında feryat figan ettiler.

Çelebi teğmen, teröristlere operasyondan dönüşünde helikopterinden iner inmez “terörist” diye içeri alındığında gıkını çıkarmayanlar, şimdi TSK’nın onurundan bahseder oldular.

TSK; teğmenini verdiği gün bitti Tolga, paşasını verdiği gün değil.

O yüzden şapkanı önüne koy ve düşün.

Hilmi Özkök-Yaşar Büyükanıt-Çevik Bir üçgeninde yelkenleri rüzgarla doldururken iyiydi…

AKP’ye yakın holdinglerle çalışırken iyiydi…

AKP’nin belediyelerine “kültür işleri” yaparken iyiydi…

ve babana mahkumiyet kararı çıktığı için TSK bitti öyle mi?

Hasbelkader beraat çıksaydı TSK bitmemiş mi olacaktı?

Sen yönetmensin.

Kadrajın da, kameranın da, flashback’in de ne olduğunu benden çok daha iyi bilirsin.

Ben bir gün bu büyük tuzağın filmini çekecek olsam şu sahne ile başlardım…

(İÇ; HOLDINGTE ŞIK BİR OFİS; GÜN)

Bir paşa çocuğu büyük bir holdingteki ofisine gelir. Bilgisayarını açar, çalışmaya başlar. Bu sırada o holdingin ağı üzerinden bilgisayarındaki bazı dosyalar bilgisayarın sahibinden habersiz gizlice çekilmeye başlanır.

Paşa çocuğunun telefonu çalar. Gözleri ışıldayarak açar:

“Amca, nasılsın”

Bu senaryo parçasını belgesel mi, kurgu mu algılarsın bilemem.

Bildiğim tek bir şey var:

Her sakallıyı hacı , her üniformalıyı amca zanneden bizler bu ülkenin en son şikayet etmesi gereken çocuklarıyız.

Bu ülkenin ezilenleri arasında “paşa çocuğu” sınıfının en başlarda yeraldığını düşünmüyorsundur herhalde.

Biz üst düzeyde bir güç kavgası ve dönüşümünün yakın tanığıyız sadece. O kadar yakında durduğumuz için kavgada bir kaç yumrukta bize denk geldi; o kadar.

Merak etme.

Yeni Devlet, yeni paşalarının gazını aldıktan sonra eski paşalarını bir “Genel Afla” dışarı çıkartacak.

Bu noktada, tabi NATO/Gladio’nun teröristi Öcalan’ı da dışarı çıkaracaklar.

Küresel plan gereği maksat hasıl olmuş olacak.

Yugoslavya parçalanırken, İtalya’nın keyfini çıkaran biz paşa çocukları gibi..

Birilerinin çocukları da , Suriye ve sonra Türkiye parçalanırken keyif çatacak.

Dünyadan bi haber, kaderin ağlarının nasıl örüldüğünden bi haber.

Kimbilir kaç sene sonra kime “amca”/”abi” dedikleri için pişman olacaklar…

Ama çok geç olacak.

BEHİÇ GÜRCİHAN / Emekli Tümgeneral Ali İhsan Gürcihan’ın oğlu

acikistihbarat.com

Suay Karaman’ın Notu:

Bu mektup ile yakın tarihimizdeki özetlenen olayları anımsadık. Hatta Tolga Örnek’in yaptığı Çanakkale belgeselinde Atatürk’ün olmadığını da anımsadık. Hatta annesinin arsası için başbakana yeni imar izni vermesi için ricacı olduğunu da anımsadık. Hatta babasının “günlük” dedikleri notlarının Nokta dergisine verilerek, bu tertiplerin yapılmasını da anımsadık. Bunların da “amcalarından” farkı yok ki.. :((

Lale Gürman’ın notu: “Seni tanımazdım Tolga. Adını ilk kez, Gelibolu filmiyle duymuştum. O film çevrildiğinde sen zaten hapı yutmuştun ama ayırdında bile değildin, “Bunun acısı fena çıkarılacak senden” demiştim, çevremdekilere filmin kendimce çok önemli gördüğüm noktalarına yoğunlaşmalarını sağlarken:

1- O filmin adını, hiç yüksünmeden koymuştun, “GALLIPOLI”!
Nedenini sorduklarında ise demiştin ki, “Dışarıya pazarlanacak, ondan. Dışardakiler Gelibolu sözcüğünü bilmez ki”!
Bu açıklaman, filmin adından daha beterdi, batırmıştı filmini en baştan..Demeyi bırak, düşünemiyordun bile ki, “BİLMEZ OLUR MU, BİLİYOR! 70 YIL ÖNCE KAZINDI ONUN BELLEĞİNE. DE SEN BİLMİYORSUN, PAŞA ÇOCUĞU”!

2- Filmin baştan sona gerçeklerden uzak, ütopik bir filmdi. Sanki Çanakkale’ye piknik yapmaya gelinmişti de çeteler(!) saldırmıştı gelenlere! Ne kadar da romantiktin sen öyle?!

3- Sahi, hep merak etmiştim, sırası geldi, sorayım sana: Biliyoruz, Deniz Kuvvetleri sponsor olmuştu filmine de getirisi ne oldu acaba? Parasal olarak demek istiyorum…

4- Bizim Türk kültüründe, “düşene vurulmaz” vardır.
Bu sözlerim sana ve senin gibilere vurmak için, hele hele asla “Oh olsun” demek için değildir. Fakat senin benzerlerine hiç olmazsa “ayağını denk at. Bak senden öncekilere” diyerek dikkat çekebilmek içindir…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...