TERÖRİSTE GÜVENMEK

Önce Balyoz davasında karar açıklandı ve 15 ile 20 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.Ardından Ergenekon davasında savcı görüşünü bildirdi ve 15 yıl ile ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen hapis cezaları istendi. Ergenekon davasında savcının en önemli başarısı, mahkemenin devletin önemli kurumlarına yazdığı yazılara gelen yanıtlarda, Ergenekon adında bir örgüte rastlanmadığını bildirilmelerine karşın, “Ergenekon isimli terör örgütünün varlığının tespit edildiğini” keşfetmesidir.

Bu davalar ile Türk ordusunun subayları, bilim insanları, gazeteciler, milletvekilleri ile daha birçok yurtsever insan haksız ve hukuksuz bir şekilde özgürlüklerinden alıkonulmuştur. Bu davaların adıl hedefi ise, Türk ordusunun direncinin kırılarak, cumhuriyetin değerleri, kurumları ile Atatürk ilkeleri ve devrimlerinin yok edilmesidir.

Yurtsever insanlarımıza bu zulüm yapılırken, yaklaşık 40 bin kişinin katili emperyalizmin emrindeki PKK terör örgütünün başı Abdullah Öcalan, sanki Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisiymiş gibi sunulmakta ve yeni bir hukuki süreç geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yapılanlar hukuk devleti ilkeleriyle örtüşmemektedir.

Ülkemizde 19 Mayıs’lar, 29 Ekim’ler yasaklanırken, 21 Mart Nevruz kutlamaları adı altında devlet eliyle Diyarbakır’da çok büyük PKK terör örgütü mitingi yaptırılmıştır. PKK terör örgütünün başının, cezaevinden örgütünü yönetmesi sağlanmakta ve PKK terör örgütüne güneydoğunun temsilcisiymiş gibi davranılmaktadır. PKK terör örgütü ile yapılan aldatmaca barış görüşmeleri, her türlü hukuk ve yasa dışılığın olduğunu açıkça ortaya dökmektedir. İktidar ve muhalefet, PKK terör örgütünün söylemlerine kanarak, suskunluklarını sürdürmektedir.

Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi terör örgütü değil, TBMM’dir. Sorunların çözümü terör örgütünden değil, iktidar ve siyasi partilerce üretilecek politikalarla TBMM’den geçmektedir. Çağdaş demokraside bundan başka çözüm olamaz. İleri demokrasi adı verilen bu ihanet sisteminin hedefi, ülkemizi parçalamaktır.

Terörist başı Nevruz mesajında, Türkiye’de suç işlemiş, masum insanları öldürmüş teröristlerin silahlarıyla Türkiye’den başka bir ülkeye gitmelerini istemektedir. Bir hukuk devletinde böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Türkiye, eli kanlı, silahlı teröristlerin diledikleri zaman girip, diledikleri zaman çıkacakları bir ülke değildir. Dünyanın hiçbir yerinde suç işleyenlerin serbestçe başka ülkeye gitmelerine izin veren bir devlet yoktur.

Teröristlerin devletin güvenlik güçlerine teslim olmaları ve yargılanmaları gerekmektedir.Bu çağrı, PKK terör örgütünün silahları kesin olarak bırakmayacağını ve terörün tamamen bitmeyeceğini göstermektedir. Terörist başının sözlerinde tek bir pişmanlık ifadesi yoktur. 40 bin kişinin ölümünden sorumlu olan terör örgütü, masum insanların ölümünden üzüntü duyduğunu söylememekte ve özür dilememektedir. Bütün bu olanlara karşı medyada ve kamuoyunda akıllara durgunluk veren aşırı bir iyimserlik havası yaratılmaktadır.

Terör örgütünün başına özgürlük çığlıkları atılırken, ülkemizin her yeri terör örgütünün gösteri alanı haline dönüştürülürken, açılım isteyenlerin hedefinde İslamı ortak payda yaparak, Kemalizm’i çöpe atmak bulunmaktadır. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete son darbe de yeni bölünme anayasası ile yapılmak istenmektedir. Bu ihanete ortak olanlar, kuşkusuz tarih önünde hesap vereceklerdir.

Din tüccarlığı ve Kürt faşizmi bugün ülkemiz için emperyalizmin sunduğu tehlikelerdir.

Diyarbakır’da sözde Nevruz kutlamalarında, Türk bayrağı yerine sadece PKK terör örgütünün bayrağı kullanılmıştır. Bayrak, bir devletin egemenliğinin simgesidir. Böyle bir tablodan birleşme değil, tam anlamıyla bölünme çıkmaktadır. İşte Diyarbakır’da verilen mesaj, ulus devletin bitirilmek istenmesidir. Bu durum karşısında herkes üzerine düşen görevi ivedilikle yapmalıdır. Ya emperyalizmin maşası olup, vatana ihanet edeceksiniz, ya da ulus devleti savunup, yurtseverlerin yanında yer alacaksınız…

İlk Kurşun Gazetesi, 25 Mart 2013.

SUAY KARAMAN

Bunlar da hoşunuza gidebilir...