Ordu Satarak Zengin Olmak!

Kimse üzerine alınmasın, Türkiye’den bahsetmiyoruz, benzerlikler varsa bu sadece “tesadüf” lerden ibarettir. Hastel-Kestel Kontu İkinci Fredrick, sanatsever uyanık bir adamdı. Payitahtını Almanya’nın en güzel şehri haline getirmeyi başarmıştı. O, 1775’te kendi memleketi halkından 12 bin 800 vatandaşını müstemlekelerde askerlik işlerinde kullanılmak üzere İngiltere’ye satmıştır. 1782’ye kadar 6 bin 600 kişi daha İngiltere emrinde savaşsın diye gönderilmiştir. O günlerde Kontun hükümetine bağlı tebaanın nüfusu 400 bin kişi idi. Yani hükümdar, milletinin yirmide birini İngiltere’ye savaşsınlar diye satmıştı.
İngiliz komiserleri Kessel’e gelerek, satılanları Pazar yerinde gözden geçirmiş ve satın aldıkları her bir Alman için 300 mark vermişlerdir. Satış bittikten sonra gemilere doldurularak Veser Nehri üzerinden sevk edilen bu adamlar Prusya hudutlarını geçerken Büyük Fredrick, o günün “sığır tarifesi” üzerinden transit gümrüğü bile almıştır.
Satılanların babaları şikâyette bulunurlarsa madenlerde, fabrikalarda işçiliğe, anaları şikâyette bulunursa hapishanelere sevk edilmişlerdir. Firar edenler ise günde on ikişer defadan iki gün kırbaç cezasına çarptırılmıştır. Ki bu ceza neticesi ölenler de olmuştur.
İkinci Fredrick’in İngilizlere sattığı 19 bin 400 adamın 11 bin 900’ü 1783 sonbaharında ve 1784 ilkbaharında memleketlerine dönmüşler, 7 bin 500’ü müstemlekelerdeki savaşlarda ölmüşlerdir.
Savaş baronlarına insanlarını asker olarak satan vatandaş pazarlamacısı Kont Fredrick, bu işten oldukça kazançlı çıkmıştır!!! Çünkü, ölümünde, yaptırdığı birçok inşaata, büyük sefahat ve seyahatlere rağmen geride 170 milyon mark bırakmıştır. Alman vicdanında kendi insanlarını başkaları için savaştırmak üzere satma, İngiliz vicdanında ise kendi çıkarları için başkalarının ordularını kullanma öteden beri vardır ve o vicdanlar bu tür pespayeliklere yatkındır.
Bir örnek daha verelim…
İngiltere Kralı Üçüncü Jorj, Fransa’ya karşı yaptığı savaşta Honover Hükümeti ordusunu kiralamıştı. “At pazarlığı” diyebileceğimiz bir mukaveleye göre, bir ölü er veya üç yaralı er için piyadede 84 mark, süvaride 33 mark ödeme yapılacaktı.
Buna mukabil…
Bir ölü yahut üç yaralı beygirin bedeli 270 marktı.
Tarihler aynı günlerde İngiliz iktisatçısı Vilyam Peti’nin bir insanın kıymetini 8.664 mark olarak hesapladığını yazar…
İşte böyle…
Asker sırtından ticaret de, siyaset de Batı ahlâkının bulaşıcı virüslerindendir ve o virüsü kapan Ortadoğulu ve Doğulu sayısı hiç de az değildir…
Yapanlar utanmıyor, yazanlar utanarak yazıyor!-


Yapanlar utanmıyor, yazanlar utanarak yazıyor!-

Suriyeli sığınmacıların isyanlarından bahsediyorum.
Yakıp yıkmalarından, polise, jandarmaya el kaldırmalarında, küfürlerinden, azgınlıklarından bahsediyorum..
Bahsediyorum amma, içim sızlıyor. Misafirdir, ayıp olmasın, ekmeğimizi böldük, suyumuzu paylaştık, yüze vurmak bize yaraşmaz, kendi depremzedelerimizi eksi 30 derecelerde yağmur ve kar geçiren çadırlara mahkûm ederken onları küçük birer karavan olan konteynırlarda ağırladık, onlar muhacirliklerini bilmeseler de biz yine de Ensar gibi olalım diyoruz, amma, biz vermede cömert olsak da, sabırda Ensar değiliz.
Sabır taşı bir yere kadar dayanıyor, sonra çatlıyor..
İyi de..
Bu azgınlık niye?
Bu cesaretin altında yatan ne?
O kadar cesur değiller, cesur olsalar giderler Suriye ordusu ile çatışırlar. Kaçmışlar, canlarını kurtarmışlar, canlarını kurtaran eli bükmeye, kırmaya yelteniyorlar..
Bir hikmeti olmalı…
O hikmet, daha önce defalarca yazıldı-çizildi. Kendilerine vaatlerde bulunulmuş. Zaten en ufak bir sıkıntıda itiraz ediyor, o sıkıntının gerekçelerini açıklamak için çırpınan yetkilileri azarlıyor, “Bize Erdoğan’ı bağlayın” tehditleri savuruyorlardı..
Yani bu cüret ve küstahlığın sırrını,  “Bize Erdoğan’ı bağlayın” diyenler biliyor. Zaten isyanın başını da onlar çekiyor. Ve tabii işin sırrını bir de Sayın Erdoğan biliyor olmalı..

 

 

hasan demir 

yeniçağ

Bunlar da hoşunuza gidebilir...