OKTAN KELEŞ YAZDI: AKP’nin Pembe Çizgileri…

İsrail ile Suudi Arabistan yetkilileri ZÜRİH’te gizlice bir araya gelerek hangi plan üzerinde anlaştılar?

Suriye konusunda bugüne kadar birçok analiz yaptık. Okuyucularımız zaman zaman hâlâ bu konuda bizlerden analiz taleplerinde bulunmaktadır. Bugün Suriye’de olanları  “2006 yılında çıkan kitabımızda” açıkça yazdığımızda dolayı, şuan yaşananları,  “olduktan sonra” analiz etmek ne işe yarayacak? Fakat Dışişleri’nin başarısız bakanı, başarılı bir şeklide  ABD planını uyguladığından dolayı yapılan her yanlış,   yeni analizlere de kapı açmıyor değil. Bu yüzden, bugüne kadar yazmış olduğumuz analizler, sitemiz arşivinde ilk günkü güncelliğini korumaktadır.

Yazdığımız analizlerin tarihlerine bakarsanız, maalesef yazdıklarımız bugün zuhur etmiştir. Siyasi analiz yapmaktan hoşlanmıyorum, ancak konu milli menfaatler, milletin ve ülkenin bekası olduğu için fikirlerimizi söyleme ihtiyacı hissediyoruz.

Barzani it’i  hakkındaki görüşmelerimiz bellidir. Barzani eskiden beri hep bağımsız Kürt devleti peşindeydi. Bunun için fırsat kolluyordu ve  bunu sağır sultan dahi bilmekteydi. Ancak bizim Dışişleri Bakanımız Davidoğlu, Barzani’ye “Mesud Abi” demekten çekinmedi. Ne diyelim “Allah mesud etsin.”

Başbakan dahil bütün yetkililer; “Irak’ın Kuzeyi’nde bir Kürt Devleti bizim kırmızı çizgimizdir” dediler. Gerçi birçok kırmızı çizgi, bu hükümet sayesinde “mor’a” çevrildi. Nihayet Suriye’deki iç karışıklıktan vazife çıkartan İsrail’in kadim adamı Barzani  Suriye’de bir Kürt Devleti oluşumunu ilan etmek için bir anda efelendi, coştu. Çapulcu peşmergeleri Suriye’ye  geçme cüretinde bulundular.

Bizim Dışişleri Bakanı da Başbakanın talimatı ile  Irak’ın Kuzeyine gidip, “Mesud Abisi” ile konuşup, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini hatırlatacakmış. Sormazlar mı adama: “Bu kaçıncı hatırlatma?” Bizde bu milletin bireyi olarak sorma hakkına sahibiz ve soruyoruz!

Hatırlatacağınız şey, TÜRK DEVLETİ’NİN gücü olmalıdır. Öyle bir hatırlatacaksınız ki, bir daha unutmayacaklar. Ama ne gezer? Koskoca Türk Devleti’nin Bakan’ı çapulcunun ayağına gidiyor, çantasının  içinde de; Türkiye’nin Barzani’ye verdiği bedava elektrik oranını arttırma, Irak’ın Kuzeyini inşa etmek için vaadler alma ve bunun karşılığında da Barzan’i itinin ağzından dünya kamuoyu için “biz Türkiye’nin yanındayız” açıklamalarını alma. Kırmızı çizgi hatırlatmaları bu mu?

Dışişleri Bakanımız çok üzülüyormuş; “ya ben ABD’nin planını mı uyguluyorum ki, beni bu şekilde itham ediyorsunuz,” diye. Peki sormazlar mı, bu kimin siyaseti? Sıfır problem ile yola çıkıp, bol sıfırlı problemler oluşturan kim? Eğer bu senin siyasetin ise derhal istifa etmen gerekiyor. Sanki bütün sorunlar çözülmüş gibi Sayın Davudoğlu kameralar karşısında; büyük bir rahatlık içersinde ve tuhaf bir şekilde tebessüm ediyor.  İnsanın yüzünde biraz çilenin, ızdırabın izleri olur. Bizim bakanımız anlamsız bir şekilde tebessüm ediyor. Pek bir mutlu…

Hâlâ denizin dibindeki savaş uçağımız tamamı ile çıkarılmamışken, şehidlerimizin kanının hesabı sorulmamışken, bu yüz ifadesindeki rahatlık da neyin nesi?

Bu millet, uzayda yaşamıyor. Özellikle Suriye sınırında bulunan vilayetlerimiz kan ağlıyor. Güneydeki sınır kapılarımızın hali içler acısı. Ekonomik olarak büyük kayıplarımız var; tırlarımız yakılıp, yağmalanıyor.

Ayrıca binlerce mülteciyi içeri sokup, güya insanlıktan bahsediyor, mütebessim bakanımız.

Suudi Arabistan Kral’ından alınan para ile  bizim topraklarımızda mülteci kamplarını kurduğunuzu neden bu millete açıklamıyorsunuz?

Milletin evlatlarını da bu işte istihdam ettiğiniz mi, insanlık oluyor? Bu mültecileri hangi vaatlerle Türkiye’ye getirdiğinizi neden açıklamıyorsunuz? Gelen mültecilerin çoğunluğu kadın ve çocuk olduğundan dolayı, duygusal söylemlerle  neyi kamufle ettiğinizi de söyleyin. Kamufle edilen şeyi ben söyleyeyim: Türkiye sınırından Suriye’ye, Suriyeli muhalif savaşçılar gönderilmektedir. Bunların arasında bol miktarda da CİA  ajanı var. Güzel bir  koridor açıldı. İşte bu çoluk çocuk ve kadınlar bunun kamuflesi. Bu kadın ve çocuklar olmasa; ‘takke düşüp kel görünecekti.’ İşte bu “kel görünmesin” diye hep insani yardım ön plana çıkarılıyor.

Geçenlerde Sayın Başbakanımız  Rusya’ya giderek Putin ile görüştü. Odadan çıktıktan sonra tv’lerde  hep şu gösterildi/anlatıldı: “Sayın Başbakanımızın yüzü odadan çıktığında kıpkırmızı idi.” Nedenini medya sorguladı ama bulamadı. Acaba nedeni şu olmasın: Putin, Sayın Başbakanın önüne, mülteci kamplarından  Suriye’ye geçen CİA ve Mossad ajanlarının tam listesini mi  koydu? 

Yine Rusya o günlerde Türkiye’ye karşı cüretkâr bir açıklama yaptı: Türkiye’yi avucumuzun içi gibi gözlüyoruz. (Bu cümleye bizimde bir cevabımız var. Merak etme Rusya, bizde sizi fare deliklerinize kadar biliyoruz. Bakarsınız bir gün ne demek istediğimiz anlaşılır.)

Ayrıca Rus Dışişleri Bakanı’nın “El Kaide Türkiye sınırında”  demesinin de ne anlama geldiğini biliyoruz.

Kısaca mülteci kampları, işin kamuflesidir. Ajanlara koridordur.

Şimdi kırmızı çizgi mi, pembe çizgi mi, bu konuyu irdeleyelim. Dün ulusal bir kanalda Ak Parti’nin önde gelen milletvekillerinden Ömer Çelik program konuğuydu. Konu döndü dolaştı, Suriye’nin içindeki Kürt yapılanmasına geldi. Merak edenler  bu program arşivlerde var, bakabilirler. Ömer Çelik aynen şunu söyledi: “Biz orada PKK benzeri bir oluşuma karşıyız. Yoksa Kürtlerin orada kendi kaderlerini tayin etmelerine bir sözümüz yok.” Yani açıkça Kürtler orada devlet kurabilir dedi. Ee hani AKP’nin Barzani’ye hatırlatacağı kırmızı çizgilerimiz? AKP’nin böyle bir çizgisi olmadığı çok açık. PKK ve terör hatırlatılacakmış. Anladık ki, AKP’nin pembe çizgileri var ve pembe hayalleri. O da bölgede bir Kürt devletine  giden yolda asfalt çalışmaları yapmak.

Mâliki, Irak’ta Barzani’ye karşı açık bir tehdit. Bizimkiler de Maliki’yi tehdit ediyor. Şimdi bu politika kimin politikası olabilir:

A)    ABD ve İsrail’in.

B)    AKP ve Dışişleri Bakanın.

C)    Hepsi.

D şıkkını da soranlar olabilir, ‘hiçbiri’ diye. Şıkları  siz işaretleyin.

Kısaca Suriye olayının mihenk noktasını anlatalım:

Arap Baharı’nın hızla ABD’nin istediği mecraya doğru gitmesi bir referans gösterilerek, ABD Dışişleri Bakanı ve Obama, Sayın Başbakana “Esad’ın yakında Suriye’den gideceğinin” taahhüdünü verdi. Bizimkilerde buna güvenerek, “Esad yakında gidiyor” diye yanlış ata oynadılar. Yani ABD kazığı yediler. Başbakan epey bir süre bağırdı, çağırdı: “Esad yakında gidiyor” diye. Çin ve Rusya, Suriye’ye yapılacak yaptırımları açıkça veto edince, bizimkiler şok yaşadılar. Çünkü ABD şu taahhüdü de vermişti:  “Rusya ile Çin’i ikna edeceğiz, meraklanmayın” diye.

Rusya’nın Ortadoğu’daki tek müttefiki Esad rejimi yerine, Rusya’nın menfaatlerini aynen müdafaa edecek biri geçmeyince, Esad’ın düşmeyeceğini hangi basiretsizler tahmin edemedi?

Bizimkiler, Esad’ın yerine, Esad’ın çocukluk arkadaşı olan  ve önce Fransa’ya sığınan generalin ismini Rusya’ya önerdiler. Rusya kabul etmedi. Suriye’nin muhalifleri bile bu isme “hayır” dedi. Dışişlerimiz, daha ismi bile tutturamıyor. Bu basiretsizlik kimin politikası? Eğer ABD’nin politikası değilse, Davudoğlu’nun politikası, itiraf etsin.

Şimdi, eninde sonunda Esad gidecek ve yerine biri gelecektir. Bu kadar zayiattan sonra Dışişlerimiz, “bu bizim başarımızdır” diye havai fişek mi patlatacaktır?

İsrail ile Suudi Arabistan yetkilileri ZÜRİH’te gizlice bir araya gelerek hangi plan üzerinde anlaştılar?

Mesela bu HAC mevsiminde mezhep savaşlarını körükleyecek bir provokasyon üzerinde anlaşmış olabilirler mi? Tüm İslam dünyasının tepkisini çekecek bir provokasyon. Türkiye’de olduğu gibi mezhepsel bir savaşı körüklemek için;  davulcu ile zurnacı ile tutmayan bu plan, acaba bu yeni provokasyonla tutar mı?

Bu HAC Mevsiminde, özellikle TÜRK HACILARI ÖZENLE KORUNMALIDIR.

Şimdi bazı konularda fikirlerimizi söyleyelim: Türkiye’deki Anayasa çalışmalarında Türk’lük  tanımının çıkarılmak istenmesi ihaneti tesadüfi değildir.

Anlıyoruz ki, Ak Parti’nin kırmızı çizgileri falan yok, pembe hayalleri var. Başbakanın koltuk hırsı maalesef ki, Türk Milli Politikası’na darbe vurmaktadır. Türkiye’de darbeciler yargılanırken, Türk Milli çıkarlarına darbe vuranlar yargılanmayacaklarını sanmasınlar. Türk’lük tanımı çıkarılan bir ANAYASA Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası olamaz! Milletsiz Devlet olmaz. Dolayısı ile böyle bir Anayasa Türk Milleti’nin de Anayasası olmaz! Böyle bir Anayasa yazılırsa, hiç kimsenin şüphesi olmasın, YÜCE TÜRK MİLLETİ YENİ BİR ANAYASA yazmayı bilir.

“Al da,  ANA Yasa’nı GİT!” demeyi bu millet bilir.

Bir çift sözümde milliyetçi jargon kullanan parti liderlerinedir. İstiklal Marşımızda; “NE BU ŞİDDET BU CELAL!” denmiştir. “Denen” şeyi temsil ettiğinizi iddia ediyorsunuz. Size söylenecek şey ise; bu ne pasiflik, bu ne  Ver  Al!  Sizde oldu olacak, açıkça AKP’ye katılın, bu millet önünü görsün.Tüm Türk Milliyetçileri titresin ve kendine gelsin!

“Atatürk’ün partisindeniz” deyip de caka satanlara da bir sözümüz olsun: Gazi Paşa’nın kemiklerini sızlattınız. Sizde AKP’ye açıkça katılın olsun bitsin.

Numan Kurtulmuş gibi sizde katılın, KURTULUN!

Bir çift sözde Türkiye’ye sığınıp, Türk Bayrağı yakan mültecilere: Türk Bayrağı’nı yakma cüreti gösteren bu mülteciler, derhal Esad’ın şefkatli kollarına teslim edilmelidir.

Gelinen noktada yapılması gerekenleri de önerelim:

Türkiye’nin şu an uyguladığı dış politikası tamamen çökmüştür. Sayın Başbakan derhal Dışişleri Bakanı’nı görevden almalı, yerine vizyonu olan birini atamalıdır. Bölgeye ve dünyaya şu imaj verilmelidir: Yeniden yeni vizyonla. Eski Dışişleri bakanının hataları kapatılacak, böylelikle Türk Dışişleri bu beceriksizlikten kurtulacaktır.

Barzani’ye haddi bildirilip, ortadan yok edilecektir. Türkiye bölgede  saygınlık elde etmek istiyorsa, bunu yapmalıdır. Yoksa ABD politikalarını güderek saygınlık elde edilemez.

Bize sıklıkla sorulan soru şu: Türkiye bölünür mü?

Dünya’da son Türk ölene kadar böyle bir şey gerçekleşmez!

Bir kınama da Hatay’ın Dörtyol ilçesinde polis kardeşlerimize yapılan saygısızlığadır. Bu sıradan bir olay değildir. Türk Polisi’ne yapılan bu muameleyi şiddetle kınıyoruz. Yalandan kınayan “hastaları”  da çok iyi tanıyoruz.

Türk askerine, Türk polisine  reva görülen bu hadiseler, Ak Parti’nin  pembe çizgilerle dolu yol haritasından başka bir şey değildir. Tarih bütün bunları kaydetmiştir. 2014 tarihini not edin. Konjonktür değişiyor. Elbette bugün yapılanlar, o gün masaya yatırılacaktır.

Çıkacak olan kitabımdan bir parça:

“Türklük bir bilinçtir. Türk ırkından gelmek Türk olmaya yetmez! Bu bilinci elde eden, bu bilince ulaşan Türk’tür. Ne mutlu o bilinci elde edene.

Türk Milleti şunu bilmelidir: Yaşanan tüm bu olumsuzluklara rağmen TÜRKİYE CİHAN DEVLETİ OLACAKTIR!

 

Saygılarımla.

 

Oktan Keleş

 

ONALTIYILDIZ // FBKG

Bunlar da hoşunuza gidebilir...