OKTAN KELEŞ YAZDI: Milli Mücadelede Kızılderililer -1

Saklanan Gerçekler: Milli Mücadele döneminde  Kızılderililerin  bizlerle omuz omuza savaştığını biliyor muydunuz? 

Türk varlığının kökenini bugüne kadar bilinmeyen yönleri ile inşallah çıkacak olan kitabımızda yayınlayacağımızdan dolayı sadece şu kısmı yazmak istedik: 

Geçenlerde TRT’de bir belgesel yayınlandı. Belgeselin konusu Türkiye’deki Afrika kökenliler üzerinde idi. Gecikmiş bir belgesel olmasına rağmen oldukça güzel bir yapımdı. 1860’lı yılların başlarında Osmanlı dönemindeki ticaret, köle ve işçilik için Afrika kıtasından gemilerle getirilen zenci vatandaşlarımız, Padişah Abdülmecid’in köleliği kaldırması ile İstanbul ve çevresinde  dönemin şartları altında yaşam sürmeye başladılar.

2. Abdülhamid Han, tahta çıktıktan sonra ortada kalan bu zenci vatandaşları; Aydın, İzmir ve çevresinde  tarım işlerinde çalışmaları için istihdam etmiştir. O dönemde Aydın ve İzmir illerinde bulunan tarım topraklarının ve çiftliklerin  %70’i İngiliz işletmecilere aitti. Osmanlı arşivlerinde  mal beyanlarında bu tarım topraklarının  İngilizlere kimlerce peşkeş çekildiği açıkça mevcuttur. Bunlar bilinen şeyler olduğu için  daha fazla ayrıntıya girmiyorum. Tıpkı Demiryollarında Baron Hirsch ismindeki şahsa nerelerin peşkeş çekildiği gibi.  Asıl konumuz bu olmadığı için fazla uzatmıyorum.

Tarımla uğraşan bu zencilerin çocukları, torunları Türkiye Cumhuriyeti kurulunca da bu topraklarda kalmış ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını almışlardır. Bugün hala Aydın  ve çevresinde zenci vatandaşlarımız bulunmaktadır ve nüfus olarak da milyonun üzerindedirler. Vatana, bayrağa  bağlı  bu Afrika kökenli vatandaşlarımız çok da güzel ege şivesi ile Türkçe konuşmaktadırlar. Hepsine selam olsun.

“Milli Mücadelede Kızılderililer başlığı ile bunun ne alakası var” diyebilirsiniz. Şöyle bir alakası var; Türkiye’de tıpkı bu zenci vatandaşlarımızın  Osmanlının son  dönemlerinde Afrika’dan geldikleri gibi ABD’den de  bir Kızılderili kabilesi İstanbul’a gelerek burada yaşamışlardır. Konunun hikâyesi kısaca şöyledir: ABD kıtasından elçilerle bir heyet gelir. Abdülmecid’den; “Osmanlı’nın çöllerdeki savaşlarda develerden yararlandığı ve bu savaşlarda develerin önemli bir yer tuttuğunu, ABD’de ise  deve bulunmadığını, Kızılderililerle  ABD çöllerinde savaşmak için deve” talep ederler. Abdülmecid, istenileni verilir ve develer ABD’ye bir heyetle gönderilir. Bu olay, sözde Osmanlı –ABD  dostluk sembolü olarak tarihteki yerini alır. Abdülmecid yanlış yapmıştır. Zira ABD kıtasının gerçek sahibi Kızılderilileri soykırımına sembolikte olsa bir katkıda bulunmuştur. Saltanat’ın “isteyen geri çevrilmez” düsturu maalesef ki bunun gibi yanlışlarla doludur.

O yıllarda ticaret gemileri ile  ABD’ye birçok Çinli göç etmiştir. Bazı kovboy filmlerinden bu tarihi olayı hatırlarsınız. Çinliler, ABD’de ticaretle uğraşmışlardır. Çinlilerin ABD’ye gittiği gibi Çinliler de ABD kıtasından Batılıları ve Kızılderilileri ticaret ve başka amaçla Çin’e taşımışlardır. Osmanlı topraklarına da bu gemilerin sık sık uğradığı bilinmektedir. Bu uğramalar sırasında gemideki halklar İstanbul’da  kalmışlardır.

Bu halklardan en bilinmeyeni Kızılderililerdir. O günkü şartlarda bunlar halk tarafından  bilinmediğinden dolayı fizyolojilerinden dolayı Tatar zannedilmişlerdir. Asyalı olarak bilinmişlerdir.

Bu Kızılderili  kabilesinin bir kısmı tekrar ABD’ye geri dönmüştür. Büyük bir kısmı bugünkü Türkiye topraklarında kalmışlardır. Bilinen  bir kısmı Eskişehir’e, Giresun ve Trabzon vilayetlerine tarım veya çalışmak amaçlı gitmişlerdir. Akıbetlerinin tam manası ile bilinmemesine rağmen bir kısmının yerel halkla mesela Giresun’daki Çepni Türkleri ile evlendikleri, atlardan çok iyi anladıkları tarihin tozlu sayfaları arasında kalmıştır. İstanbul’da o yıllarda bu Kızılderili kabilesi  Kalanderi dervişleri  de zannedilmiştir. Nedeni ise Kalanderi dervişlerinin;  yarı çıplak giyinmeleri, hayvan kürkleri omuzlarına atmaları, ellerinde ok ve balta (teber) bulunmasıydı.

Bu Kızılderililerin bir kısmının  Konya’nın bozkırlarında  Moğolların Anadolu seferinden kalan  Tatarla akrabalık kurdukları da 1900’lü yılların başında bilinmesine rağmen bu bilgiler daha sonraki yıllarda unutulmuştur. Ta ki, Atatürk’ün durumu keşfetmesine kadar. Bir dönem Atatürk’ün  muhafızlığını yapmış Karadeniz uşaklarının içersinde  Çepni Türklerinden olan fakat fizyolojisi ile tam bir Kızılderili’yi andıran birinin Paşa’ya dedelerinin hikayesini anlatana kadar.

Burada bir parantez açmak istiyorum. Ankara’da, Karadeniz kıyafetleri ile   Gazi Paşa’nın huzurunda horon oynayan bir ekip vardır. Horon oynayanlarının birinin belindeki silah ateş alır  ve kendi ayağını vurur. Çizmesinden kanlar yerlere akmasına rağmen hiç istifini bozmadan horona devam eder. Gazi Paşa olup biteni görür ve horon bitince,  Gazi Paşa bu şahsa sorar: “Yiğidim, yaralandın. Neden oyunu bırakıp çıkmadın?” diye sorar. Esas duruşta duran bu Karadeniz Uşağı: “Paşam, böyle ufak bir yaralanma sebebi ile sizin huzurunuzda oyunu bırakma saygısızlığını yapar mıyız?” Atatürk bu  Türk yiğitlerinden çok etkilenir ve uzun zaman boyunca da bu kişileri yakın muhafızları olarak yanında bulundurur. Bu bilinen bir olaydır. Bilinmeyen yanı ise bu horon oynayanların içersindeki bir kişinin Kızılderili olmasıdır.

Atatürk’ün Kızılderilileri araştırmasının sebeplerinden birinin altında bu olay yatar.

Osmanlı’nın son döneminde gelen  bu Kızılderili kabilesi Türkiye’ye çok kolay şekilde uyum sağlamıştır. Bu da soy birliğini akla getirmektedir. Milli mücadelede Kızılderililer de Türk Sancağı altında  savaşmışlardır. Gazi Paşa onlarla yakın ilişki kurmak için akademik olarak araştırmalar yaptırmıştır.

Abdülhamid Han’ın bir torunu  bir Kızılderili şefi ile evlidir. Kızılderililerin büyük bir bölümünün  Türk soyu olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Konunun ayrıntıları çıkacak olan kitabımızda yer alacaktır.

Bazı tarihçiler, bu gerçekleri  hem görmezden gelmekte  hem de saptırmaktadır.

 

Saygılarımla.

Oktan Keleş

ONALTIYILDIZ // FBKG

Bunlar da hoşunuza gidebilir...