OKTAN KELEŞ Yazdı: El Ceziretül Dizaynı Kürdi

İmralı görüşmeleri ne anlama geliyor? Tabiî ki terörü –sözde- bitirme adımı denilebilir. Fakat şu anda görülen tablo, verilen beyanatlar, bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Başbakan’ın, “idam cezasında ve dokunulmazlıkların kalkması konusunda çok farklı davranacağız,” demesinden sonra  iki hafta geçti ki biranda tezat teşkil eden icraatlar vuku buldu. Bizi şaşırtmadı. “NATO’nun Libya’da işi ne?” diye bağırdığından iki gün sonraki icraatı belliydi. Önce “One Minute” deyip, sonra da  mayınlı arazileri İsrail şirketine ihale etmesini de unutmadık. Önce; “terör örgütü ile biz görüşmüyoruz,” deyip, arkasından da “görüşüyoruz” demesi  gibi sözler… Artık karşımızda  güvenilirliğini yitirmiş bir imaj var.

Fakat bu sefer mesele çok ciddi. İdam, dokunulmazlıkların kaldırılması derken biranda vaziyet bu hale geldi. Peki nedir bu vaziyet? Seçim yatırımı mı? Hayır! Neden mi? Çünkü gizli süren bir Oslo görüşmeleri vardı ve deşifre oldu. Deşifre olmasa büyük bir başarı olacaktı. İhanete uğradı istihbaratımız. İhanetçiler içte ve dışta belli. Yani deşifre olmasa kimse seçimden bahsetmezdi. Hakan Fidan MİT için  milli bir fırsattır. Bunu istemeyen kimdi? İsrail. İlk defa  yabancı bir savunma bakanı, Hakan Fidan’ın MİT’in başına gelmesine karşı olduğunu deklare etti. Hakan Fidan’ı içte istemeyen malum cenahta belli. Her fırsatta İsrail’den yana tavır alan bir cenah. Başbakan’ın Hakan Fidan’a sahip çıkması önemlidir.

“İmralı görüşmeleri birden bire başladı,” demek pek inandırıcı gelmez, en azından bana inandırıcı gelmez. Bakın bir kaç hafta önceye gidelim, ülkede neler oldu: Başbakan’ın ofisinde dinleme cihazları bulundu. Bülent Arınç dağa çıkmaktan bahsetti. Neymiş, “Diyarbakır cezaevinde işkenceden sebep” dağa çıkanları haklı gösterdi. Şimdi o nesilden kimse var mı? Yeni nesil teröristler Diyarbakır cezaevinden mi çıkmışlar? Her işkence gören dağa çıksa, ben de  dağa çıkarım. O zaman ben de işkence görüyorum; böyle birinin başbakan yardımcısı olmasından dolayı ben de psikolojik olarak işkence görüyorum. Kendisi de dağa çıkarmış… Tabii ben bunu iyi tanırım, bu çıksa çıksa;  Uludağ’a ya da Abant’a çıkar.

Hani Kürt  sorunu deniyor ya tüm bu meseleye. O zaman bakalım Kürt meselesi ile ilgili ülkede ne oldu? Yeni bir Kürt İslamcı parti kuruldu. Kamuoyunda; “dindar Kürtlerin AKP’ye  verdikleri oyların bu partiye kanalize olacağı” yazıldı, çizildi, söylendi. BDP’li Altan Tan;  “bu çok güzel,” dedi ve ekledi ; “Kürt partileri bir renktir,” dedi. Peki bu parti, Kürt İslam partisi terminolojisi kullandığına göre, bazı sembolleri olmak durumunda. Mesela sembollerden biri, Said-i Kürdi, yani Said-i Nursi. Doğudaki bir propaganda, Said-i Nursi’nin bir sözü dikkat! Öncelikle bir yazıyı paylaşalım; “Sorularla Risale” sitesinden aldım bu yazıyı: “Ey Asuriler ve Keyaniler’in cihangirlik zamanında pişdar kahraman askerleri olan Arslan Kürtler…”  Asuriler, aslen Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtleşmiş halk. Keldaniler ise Katolik kilisesine bağlı Süryaniler. Bunların papalığa bağlı merkezleri, patrikleri ise bugünkü Irakta’dır. Saddam’ın eski bakanı Tarık Aziz de Keldanidir. Said-i Nursi Kürt aşiretleri için bu sözleri söylemiştir. Daha geniş bilgi “Sorularla Risale” sitesinde  yer alıyor. Ben kısaca aldım.

Şimdi Said-i Nursi kendi soyunu övmüştür yani Kürtleri. Bunda bir şey yoktur. Bizde Kahraman Oğuzları ve Türk milletini överiz. Bu ırkçılık değildir.  Bir âlim diye sayılan, tanınan biri, “Kürtler aslan” deyince bir sıkıntı olmuyor da, biz; “aslan Oğuzlar, Türkler” deyince birileri alerji oluyor. Neyse konumuz bu değil. Devam edelim; ne diyor Said-i Nursi; “cihangirlik zamanında pişdar yani öncü aslan Kürtler ve doğu Hıristiyanları.” Şimdi soru şu:  O zaman için söylenmiş bir sözse,  Kürtler maalesef hep isyan, başkaldırma, terörle anılan yapılara öncülük etmiştir.  Tabiî ki bu işlere kalkışmayan  Kürtleri tenzih ederiz, ancak realite bu. Bugün için bu söz, Doğu’da bazı grupların ağzında propaganda halini almıştır. Yani “yeni bir hareketin öncülüğünü Kürtler yapacak,” diyen bazı gruplar var ki bunlar bu sözü Said-i Nursi’nin bu sözlerine bağlıyorlar. Şimdi devam edelim, hiç şüphesiz ki aslı Kürt olan Said-i Nursi’yi bugün Arap yapma hatta Türk yapma çabaları vardır. Bununla da yetinilmeyip, ahir zaman mehdisi yapmışlardır. Prof Ahmet Akkündüz “şecere araştırıyorum,” diyerek, “buldum!” diyor, “200 yıl kopukluk var, az kaldı, oda geliyor,” diyor nereden, “Musul’dan, Irak’ın Kuzeyi’nden,” diyerek, bunlarla da yetinmiyor bir akademisyene ve din adamına yakışmayacak şu cümleyi kamuoyuna deklare ediyor: “İki kere, ikinin dört ettiği gibi mehdi Said-i Nursi’dir.” Şimdi bu kadar kesin konuşana sorarlar; hoca,  itikaden Kuran’dan delilin mi var, mehdi olduğuna dair ve kesin konuşmak doğru mu? Her ne kadar “beni bağlıyor,” desende, sen; kimi, neyi, hangi misyonu temsil ediyorsun?Üstelik beklenen mehdi gelmiş, ölmüş, tüm dünya İslâm olmuş, ama bundan kimsenin haberi yok! Gerçekten komik ifadeler. Ama bununla da yetinmiyor hoca; seyyid ve şerif olduğunu ilân ediyor. Yani Said-i Nursi  Kürt değilmiş, dolayısıyla Arap olmuş oluyor. Üstelik merhumun kendi  “ben mehdi de değilim, seyyid de” demesine rağmen. Çok enteresan. Şimdi seyyid asıllı falan ırk yok mu demeyin, kısa kısa geçiyorum. Seyyidlik, şeriflik nedir bilirim, konu bu değil, maksadım asla polemik değil.  Bir hayalet yani görülmeyen bir tabloyu anlatmak babında kısa kısa geçiyorum.Ahmet Akkündüz’ün ki Şecere ifşa etmek değil, şecere düzmektir. Eski defterlerde aynı isimlerden yüzlerce bulursunuz, lakapları ile ve kayıtlı soylara bağlarsınız. İsim ve lakap benzerlikleri  bu şecerelerde çok olur. Al sana düzmece bir şecere. Şecere dediğin şey düzmekle bir araya getirilen belge değil, tek kâğıt üzerinde veya levha üzerinde tüm soyun yazılıdır ki, dünyada böyle şecere çok azdır. Araplarda atların bile şeceresi vardır. Soy şecereleri aşiret ve kabile kültüründe mevcut. Eski nüfus defterlerinden şecere düzülerek şecere aranmaz, tek nüsha konur ortaya. Neyse konu bu da değil.

Osmanlıda -özellikle son dönemlerinde- askerden ve vergiden muaf tutulan seyyidlik şecereleri verilmiştir parayla. Yani birçok sahte seyyid türemesinin sebebi budur. Bunlar bile şecere değil seyyid olduğuna dair belgedirler. Yani birinin Osmanlı’nın özellikle son dönemlerinde seyyidlik tescil belgesi varsa ondan olan tüm evlatlar; “babamız, dedemiz seyyiddi, bizde seyidiz,” diyorlar. Gerçek seyyidleri  tenzih ederiz. Yanlış bilinen o kadar çok konu var ki…

Peki Said-i Nursi kendini Kürt olarak tanımlarken ve üstelik yıllarca nurcular tarafından “kürdi lakabı Cumhuriyette yasaktı onun için Nursi lakabını kullandı,” derlerken bir anda tüm söylemler uçtu. Seyyid olsa, Arap olsa, Kürt olsa veya Türk olsa ne fark eder? Ama oyuna dikkat, ısrarla yüzde yüz Kürt olan Kürtlerce sembol kişiyi resmen Kürt değil denmesinin mantığı ne? Mesela bir çok Kürt asıllı âlim, yazar Ahmet Akkündüz’e reddiye yaptılar, “hayır, Said-i Nursi Kürttür,  mehdi değildir, seyyid de değildir,” diyerek ki, bende aynen buna katılıyorum. Ölmüş bir insanı, üstelik kendi beyanatları varken, neden başka gösterme çabası var. Ahmet Akkündüz’ün bu deklaresinin zamanlamasını ilginç bulan çok nurcu olduğunu da biliyorum. Neyse, bu mesele kendilerini bağlar, ben anlatacağım konu itibari ile değiniyorum.

Şimdi devam edelim konumuza; birde uzun zamandan beri bir tv kanalı Türk medyasına girmeye çalışıyor, El Cezire. Arap baharının en büyük oyuncularından biri bu kanal, üstelik Mossad ve Cia bağlantıları ortaya çıkmış bir kanal. Dışişleri Bakanımız El Cezire’nin biran önce Türk medyasına girmesini ve bölgeye hizmet vermesini istese de Başbakan’ın mesafeli duruşu  doğru bir tutumdur. Zira El Cezire’nin yayın yaptığı Arap coğrafyasındaki halk hareketlenmelerindeki dizayn ve çabaları bilinmektedir. Halkın etnik ve mezhepsel zaaflarını çok güzel kaşır ve kızıştırır. Medya gücü ve arkasındaki hocaları ile. Mesela bir örnek; Suriye’den bize top düşünce, Türkiye olarak karşılık verdik, olması gereken buydu. Cezire: “flaş flaş Suriye’de 35 kişi öldü Türk topuyla,” diyerek tüm Arap coğrafyasına 5 dakikada bir haber yaptı, araştırın bakın internette… Bu kadar bilgi yeter, şimdi gelelim işin aslına:

Anayasa çalışmaları var, uzlaşılmayan maddeler belli. Şimdi İmralı’daki Ermeni, vatandaşlık tanımını şart koşuyormuş. Terör bitiyor ayağı ile oldubittiye getirilecek vatandaşlık tanımına dikkat. PKK, İmralı’daki Ermeni’den ibaret değil ki. PKK fahişedir, en az 20 ülkenin fahişesidir, başta ABD olmak üzere. Bunlarla işi çözmeden nasıl biter bu PKK? Aslında çözüm basitte, yapacak adam lazım, 2 F-16’ya bakar. Bunlar iç siyasete yönelik ikinci Habur vakası başlangıcıdır. Şimdi kış geldi, PKK deliklerde. “Eylem yok,” diyerek  bunu bile başarı görenler var. Bunlar hep palavra. Yine Oslo deşifre olunca, Başbakan çok kötü duruma düştü, toparlamak için güya şeffaf yapıyor, birde milletin nabzı ölçülüyor. Tabii millet beklemede, haberleri yok. Yine Van’da  kiliseyi açtılar; Hıristiyan Süryani ve Hıristiyan Kürtlere mevzi kazandırıldı. Diyalog  falan filanları ile. Şeytaniler; Kürt halkının Marksist  Leninist militan ve ideolojisi ile ancak bu kadar hamle yapacağını gördü. Şimdi Kürt İslâm kartına zemin hazırlatılıyor. İşte ibare; “aslan Kürtler.” Uzlaşı için  Doğu’daki Katolik Süryaniler bazında propaganda neydi, bu lafı kim söylüyor, Said-i Nursi kim?  Kürtlerin içinden çıkmış mehdi kim? Şecereleri tanzim edip gönderiyor Barzani, Akkündüz’ün ifadesi ile “oradan geliyor.” Adres belli.

Seyyidlere Doğu ve  Kürt vatandaşlarımız büyük bir önem verir ve saygı gösterir. Herkes gibi suiistimale açık bir konu bu konu. Mehdilikte öyle, Said-i Nursi mehdi ise emri uygulanmalı mantığı yani bir şeylere öncü olacaklar belli. Oysa Said-i Nursi hiçbir zaman bölücü olmamıştır, birleştiricilikten yana tavır almasına rağmen İngilizler, Mossad, Cia ve Vatikan Said-i Nursi’nin ölüsünü  bile rahat bırakmıyorlar. Şimdi bu seyyidlik, mehdilik doneleri sadece Doğu’dan oy almaz, dindar kitlelerden de destek bulacaktır. Aman dikkat, Kürtlere de; “başınıza yeni çorap ördürmeyin,” diyorum.

Zazalar üzerinde de bir oyun mevcut, ille de “Zazalar Kürt’tür,” diye propagandalar var. Oysa yakından uzaktan Kürtlükle alakaları bile yok. İleride bununla ilgili bir şeyler yazacağım.

Yine Alevi kardeşlerimize yönelik alt yapı çalışmaları yapılıyor. Cengiz Çandar; “PKK’nın genlerinde Alevilik var.” diyerek demeç verdi. Çok tehlikeli biçimde Aleviler ile PKK özdeşleştirilmek istenmekte. Tüm Alevileri buna tepki koymaya çağırıyorum.

Patriotlar, Suriye meselesi İran gerilimi, Ezidiler yani Yezidiler falanlar… Yezidi dediğimizde tepki çekiyorduk. “Olur mu, bunlar bizim memleketin köklü aileleri,” diyorlardı. Şimdi kendileri itiraf edince, bize özür yağdı. Ezidi olabilinir veya bir başka inanç, başka ırk. Mesele bunu bilerek gizleyip, başka bir misyon adına kriptoluk yapmak, bizim itirazımız bunlara. Dindar Kürdün Yezidilikle, Zerdüştlükle ne alakası var? Zaten alaka kuramadıklarından din faktörü planlarını uyguluyorlar. Etnitisenin sözde büyük itilaf meselesi sözde Kürt meselesi içte kutuplaşmış ortam. Türkiye yanlış dış politika yüzünden ilk defa mezhepsel kimlikle anılıyor: Buna yıllardır zemin hazırlanıyor. Yani tam bir İngiliz, Cia, Mossad, El Ceziretül dizaynı…

Umutsuzluk yok,Türk Devleti her şeyin farkında.

Saygılarımla.

Oktan Keleş

ONALTIYILDIZ // fbkg

Bunlar da hoşunuza gidebilir...