Mustafa Mutlu: CHP, ne olduğuna artık karar vermeli!

PKK‘nın kaçırdığı CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün serbest bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamada CHP’yi bağlayıcı çok önemli ifadeler vardı.

Ne ilginçtir ki; dünkü gazetelerin hiçbirinde bu sözler yer almadı…

Gazeteler ve televizyonlar işin daha çok “polisiye” yanıyla ilgilendiler:

“Sizi kaç kişi kaçırdı, nereye götürdü, kiminle konuştunuz, ne dediler?”

Hüseyin Aygün’ün bu sorulara verdiği her yanıt da ne yazık ki PKK’nın propagandasına hizmet etti!

***

Oysa Hüseyin Aygün, o açıklamasının bir yerine şu cümleleri de sıkıştırıvermişti:

“Benden parlamentoda Kürt sorununun çözümü, ateşkesin sağlanması için daha fazla rol üstlenmem konusunda ricada bulundular… Yeni CHP’nin izlediği politikaların, Kürt sorununun çözümü yönünde olumlu olduğunu, dikkatle izlediklerini ve daha fazla çaba harcanması gerektiğini bildirdiler. ‘İstediğimiz demokratik özerliklik planı, hiç de silahlı mücadeleyi gerektirmeyen demokratik bir taleptir ve Avrupa’da pek çok ülkede vardır. Bu bakımdan biz de yürüttüğümüz mücadelenin artık çok anlamsız olduğunu biliyoruz’ dediler. Biz de zaten sorunun bu kapsamda çözülmesi için girişimlerde bulunuyoruz. Hazırladığımız öneriler raporunu Genel Başkanımız önümüzdeki günlerde açıklayacak… Bana bağımsız bir kimlikle siyaset yapmamın kendilerini memnun edeceğini söylediler. Yeni CHP’nin Dersim Milletvekili olduğum için gurur duyduğumu, yeni CHP’nin benim gibi insanları partiye kabul ederek dönüşümün işaretlerini çoktan verdiğini belirttim.”

Bu açıklamalarda bile büyük tutarsızlık var…

Örneğin Hüseyin Aygün hem kendisini kaçıranların 19-25 yaşlarındaki çocuklar olduğunu, onları telefonla arayan Bahoz Erdal adlı terör örgütü şefinin bile kaçırılmasından haberdar olmadığını söylüyor; hem de böylesine “politik taleplerin kendisine iletildiğini” anlatıyor…

Bu sözlerden çıkan anlam şu:

Demek ki terör örgütünü o “genç” teröristler yönetiyormuş, PKK’nın politikasını onlar belirliyormuş!

Buna inanmak için, insanın akıl sağlığını yitirmiş olması gerekir.

Eğer Hüseyin Aygün’e yukarıda detayını yazdığım talepler iletilmişse, PKK’nın bunu 19-25 yaşındaki teröristlere yaptıracağına inanmak gerçekten zor!

***

Gelelim; Aygün’ün ısrarlı bir şekilde vurguladığı “Yeni CHP” olgusuna ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki günlerde açıklayacağını söylediği “yeni çözüm önerileri”ne…

CHP’nin Merkez Yönetim Kurulu ve Parti Meclisi yeni seçildi.

Yeni yöneticiler, henüz sadece bir kez bir araya gelme fırsatı buldular…

Yani partinin yeni yönetiminin nasıl bir politika izleyeceğini henüz kimse bilmezken ve CHP’nin mevcut “parti programı” yürürlükteyken; kendisine “CHP’liyim” bile diyemeyen ve bu partideki varlığını “Yeni CHP” anlayışıyla açıklayabilen bir milletvekilinin söylediği bu sözler, parti içinde büyük bir huzursuzluk yarattı!

Hüseyin Aygün’ün, 40 bin vatandaşımızın katili PKK’lı teröristleri masum göstermeye çalışması, onlardan “canlarım, kardeşlerim” diye söz etmesi, Tunceli’nin adını bir kez bile ağzına almayıp, tam yedi kez Dersim vurgusu yapması; CHP tabanında ve seçmeninde tepkilere neden oldu.

***

Elbette ne yapacaklarına kendileri karar verecekler…

Ama CHP, Hüseyin Aygün zihniyetini benimser ve yoluna böyle devam ederse, ortada ne yeni ne de eski CHP kalır!

Böyle bir politika değişikliği, önümüzdeki sonbahara alınması beklenen yerel seçimlerde CHP’yi bitirir ve AKP’ye yarar…

Belki onlarca kez yazdım, yineleyeyim:

CHP Kemal Kılıçdaroğlu’nun kısacık görev döneminde Parti Meclisi’ni ve MYK’sını defalarca değiştirdi…

Ama ülkenin temel sorunları konusunda izleyeceği politikaları netleştirip, alt alta yazamadı.

Parti “çok kutuplu” bir görünüme sokuldu, her kafadan bir ses çıkmaya başladı.

Oysa herkes bilir ki CHP’nin gerçek tabanı ve seçmeni, “ülkenin o ya da bu şekilde bölünmesi”ni öngören hiçbir politikaya onay vermez!

Bu yönde atılacak en küçük bir adım bile Kemal Kılıçdaroğlu’nun sonu olur.

Umursayan çıkar mı bilmem ama ben en azından söylemiş olayım!

*****

MHP!

Demokratik sistemlerde, rejimin garantileri muhalefet partileridir…

Ne yazık ki Meclis’teki partilere bakınca bizim “garanti”lerin pek de güven vermediğini görüyoruz!

CHP, yukarıda anlattığım gibi, bir türlü “kimliğini” bulamıyor…

BDP, adeta PKK’nın Meclis‘teki siyasi kanadını temsil etme rolünü üstleniyor…

MHP ise en ihtiyaç duyulan anlarda iktidar partisinin peşine takılarak, kendisine oy verenleri hayal kırıklığına uğratıyor. Terör konusundaki olağanüstü toplantı çağrısında yine böyle oldu. Daha önce aynı gerekçeyle yapılan toplantılara katılmakta hiç de sakınca görmeyen MHP, bu kez “Meclis’in gündemini terör örgütünün belirlemesine izin veremeyiz” diyerek, Türkiye’nin en önemli sorununun Meclis çatısı altında tartışılmasına engel oldu.

Söylemesi zor ama:

“Garanti”lerimiz bu hâldeyken…

Kaderimiz Allah’a havale!

*****

GÜNÜN SORUSU

“Ucube” sözünün “siyasi patenti” Başbakan Erdoğan’a aitti… Kars’ta yapılan heykel için söylemişti. Aynı sözü bu kez Kemal Kılıçdaroğlu kullandı ve Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasını değerlendiren bazı AKP’li milletvekillerini “ucube” olarak nitelendirdi… Sorum kendisine:

Tamam, siyasi gündemin belirlenmesinde Başbakan’ın peşine düşüyorsunuz da… En azından “söylemde” farklılaşmayı düşünmüyor musunuz? “Ucube” sözcüğünün Başbakan’la özdeşleştiği bu kadar açıkken, AKP’li vekilleri eleştirmek için başka bir sözcük bulamadınız mı?

Bunlar da hoşunuza gidebilir...