Kurabiye Tadında Bir Gün

Bir insan, Türkiye’de yaşayan biri, Türk vatandaşı olan biri, Türkiye’de doğup büyüyen, Atatürk devrimleri sayesinde, Atatürk Cumhuriyeti sayesinde bağımsız bir ülkenin bireyi olan, çağdaş yaşayabilen, çağdaş dünyanın tüm nimetlerini paylaşabilen biri, bugün, tam öğlen üzeri nasıl bilgiağı gazetesine böyle bir başlıkla haber gönderebilir?

Ekmeğini yediği, yetiştiği, okuyup adam olduğu ülkesine, kendine gazeteci diyen biri nasıl ihanet edebilir?

Nasıl sevinç duyabilir dün yapılanlardan. Geldiğimiz noktadan nasıl mutlu olabilir?

Dünkü gazetelerin pespayeliğini, Cumhuriyet gazetesi de bunların içinde, bir yana bırakalım, magazin haberi veren bile bu kadar azgınlaşır mı?

“Kurabiye tadında bir gün” denmiş dün sosyetik hatunların çocuklarıyla yaptıkları etkinliğe.

Ülkemiz, yayılmacıların, bunların işbirlikçilerinin amaçları gerçekleşsin, Türk tarihinden intikam alınsın diye göz önünde düzülürken, bağımsızlığımız çiğnenirken,egemenliğimiz yurdumuzun bir bölümünde neredeyse elimizden alınırken, bu tatlı su sazanları, cemiyet hayatının gülleri (?) dün kurabiye tadında bir gün geçirmişlermiş.

Tamam geçirsinler de bunu böyle yazana ne demeli? Bunu yazanın elini, yüzünü gözünü görmeli. Gerçekten insan mı bunlar? Eli yüzü, kafası, eli ayağı olan, gözü kulağı olan.

Ben izlemedim, televizyon izleyenler söylüyor. Televizyonlarda bölücü yardakçıları bir iyice kudurmuş. Bölücü örgütün rengi dedikleri o renkler var ya, bunlar aslında Türk renkleri. Türk Destanı Ergenekon’dan çıkış günü olan 21 Mart’ı nasıl bayram diye çaldıysa bunlar, bu renkleri de öyle çaldılar. Bu renkli ışıklarla aydınlatılmış ekranlarda halay çekmiş sunucu adlı bazı azgınlar, zavallı köleler…Türk’ün destanına terör örgütü denmesi gibi, eski Türk tarihinin renkleri bunların elinde bölücü renkler oldu. Kırmızı, sarı, yeşil Türk sancaklarının, Türkmen sancaklarının rengidir. Selçuklu ve Osmanlı da bu renkleri kullanmıştır. Bu renkler Türk’ten aşırmadır. Çünkü ne bir eski tarihleri var bu bölücülerin, ne eskiden kurdukları bir devletleri, ne de bir dilleri var. Birbirini anlamayan pek çok ağza, allem ettiler kallem ettiler Kürtçe deyiverdiler. Üç de uyduruk harf eklediler İngiliz’den. Bir iki sesli harfe de tepeden inceltme taktılar: Alın size alfabe.

Arapça, Farsça biraz da Türkçe karışımına ayrı bir dilmiş, kültür diliymiş gibi dil adı uydurup verdiler.

Sonra tutturacaklar:

“Yetmez, alfabemiz de Türk Dili’ne girecek! Türk alfabesine gireceğiz! Gireceğiz de gireceğiz!”

Bekleyin görün, eli kulağındadır, bu uluma seslerini duyacağımız günler yakındır.

Kuzey Irak’ta okullarda neden eğitim dili İngilizce, hani bir diliniz vardı sizin diye nasılsa kimse sormuyor.

Madem kurabiye tadında günler yaşıyormuşuz işte size kurabiye tadında birkaç haber:

Profesör doktor olmuş biri demiş bunu. Bu gün demiş. Katilbaşının konuşmasını yorumlamış. Niye orada “Misak-ı Millî” sınırları demişmiş. Adı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, bu caniyi yorumlayanın. Dedikleri tadından yenmez.

“ Misak-ı Millî sınırları kastedilerek bir bölge ya da Türkiye’de küçülme değil, sınırların, Türkiye’nin kuruluşunda öngördüğü sınırlara ulaşması öngörülüyor.”

Bu da yetmemiş, devam açıklamış: “Batı emperyalizmi hedef alınıyor.”

Bunu duyunca hemen bunu diyen nasıl biridir diye merak ettim. Kendisini profesör doktor yapmış bir ülkeye bu nasıl bir kötülüktür diye. Bu nasıl zehir vermedir diye.

Şaşırırsınız bunu diyenlerin, devletlerini yıkmak için çırpınanların görünüşte bir ayrı yanları yok. Takım elbise giyinmiş, kravatını takmış, bakıyor gözünüze. Kavun değil ki bilesiniz neyin nesidir…

Büyük Ortadoğu haritalarında yıllardır gözümüze sokulan haritayı adam onaylıyor. Bir katilin laflarından harekete geçiyor, planı olağan göstermeye kalkışıyor. Türkiye göstermelik büyütülecek. Karnında bir piç taşıtılacak. Irak’ın kuzeyinde kurulan ABD kuklası Türk düşmanı oluşum bize kakalanacak.

Bedenimiz şişecek. Sonra zamanı gelince bu piçin darbeleriyle çatırdayarak bir yanı koparılacak…

Bu arada ne dili kalacak ülkemizin, ne Cumhuriyet yönetimi. Ne birliği ne bütünlüğü, ne Türk kimliği, ne Türkiye Cumhuriyeti devleti kalacak. Hepsi bu gebelikle silinip gidecek.

Bu gerçeği demeyen, açıklamayan tek bir kişi bile kalmadı, yurdunu seven siyasetçilerimizden, bilim insanlarımızdan. Bu iş, böyle sonlandırılacak, başımıza bu bu getirilecek demekten ağızlarında tüy bitti vatanseverlerin…

Muhsin Kızılkaya da bu konuda hemen döktürmüş. Adını duymadınız mı? Kim mi? Adının arkasına yazmış: Kürt yazar. Eh be adam, madem “Kürt” yazarsın, neden Türkçe içinde debeleniyorsun. Varsa dilin onla yaz, çiz konuş, anlat!

“Ortadoğu halkları konfederasyonu, yok konfedere topluluklar…” Öf… Neler de bilirmiş neler de söylermişler… Tam kurabiye tadında dedikleri. Şekerli… Meydan boş ya, ortaya atlayan atlayana… Kurabiye uzatan uzatana…

Osman Pamukoğlu Paşamız bile bugünkü duyurusunda Güney Kürdistan’dan söz ediyor. Bir ay içinde Pkk saldıracak diyor. İyi de bu Güney Kürdistan’ın kuzeyi nerede? Nerede bu Kürdistan?

Terörden aranan sabıkalı bir Iraklı (Tarık Haşimi) fırsatını kaçırmamış, sahibine kuyruk sallamış:

“ Türkiye kolu nasıl bükeceğini bildi.”

Kim kol bükmüş, ne olmuş, bilmeyen inanacak… Üç yıl önceki İsrail vahşetinin, küstahlığının bir anda, bölücü kalkışmasının yapıldığı günde özüre dönüşmesini sanki millet yuttu.

ABD başkanıyla telefonla konuşmak ne zamandır bir övünç konusu olabiliyor, der misiniz? Bir yayılmacı ülkenin seçilmiş kişisi bu, en fazla. Bölgemizde çıkarı olan, ortalığı yıllardır kana bulayan bir devletin şu andaki başı. Başka ? Bu kadar. Ne fazla ne eksik.

Yalaka gazeteler döşenmiş:

“Başbakan açıkladı. ABD başkanı beni aradı. Sonra telefonu Netenyahu’ya verdi.”

Ardından bilgiağında yeni bir başlık:

“İsrail özür diledi, şimdi ne olacak?”

“Vay yavrum vay!” deme şimdi gazetecilik oynayan yavru kuzucuklara.

Utanmazlar, saat başı bölücü teröristlerin dediklerinden yeni başlıklar uydurup atıyorlar:

“Karayılan: Ateşkes ilan ettik.”

“Karayılan: Çekiliriz ama bir şartla!..”

“Dak’ka bir gol bir” diyemeden ortaya bir haber daha itekleniyor. Önceden hazır tutulmuş, adamları ayarlanmış, halis bölücülerden, bunların çifte kavrulmuşlarından seçilmiş bir listeyle donatılmış mis gibi kokulu taze kurabiye tadında bir haber:

“Teröre çözüm sürecinde rol alacak akil adamlar belli oldu. Listede olması beklenen adamlar:

Hasan Cemal, Oral Çalışlar, Yaşar Kemal, Kadir İnanır, Tarhan Erdem…”

Böyle gidiyor liste, buradan gerisine bakmadım. Bakmak için sayfa açmak gerekecekti, açmadım.

Nerede iktidar borazancısı, Kürt ırkçısı, bölücü yanlısı, açılımcı saçılımcı varsa tekmili birden…

Kurabiye tadında liste… Kurabiye tadında başlıklar… Kurabiye tadında gündem…

Kurabiyeler midemize fena oturdu.

Tanrım, bize dayanma gücü ver!

Aklımıza sahip çıkalım.

Feza Tiryaki, 23 Mart 2013
İLK KURŞUN

Bunlar da hoşunuza gidebilir...