KEMALİZM KİME BATIYOR

Türkiye’deki basılı, sesli ve görüntülü yayınların sayısı binleri aştı. İnterneti de düşündüğümüzde sayıları –en azından – on binlerle ifade edilebilir.

Medyada ve toplumsal-siyasal yaşamda, 1980’lerde artan ve Sovyet sisteminin çökmesiyle azgınlaşan Kemalizm düşmanlığı bütün hızıyla sürüyor!..

Toplam 3-5 gazete ve tv dışında hangi gazeteyi, hangi kanalı açarsanız açın; izlediğiniz programlarda –açık ya da gizli şekilde- mutlaka bir Kemalizm karşıtlığı vardır.

Müzik- eğlence, yarışma, dizi, tartışma, haber vb…

Hiç farketmez!..

Anlamakta zorluk çekiyorum.

AKP’nin cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı partinin kimliği gibi açık ve nettir.

Yazan, çizen, okuyan, akademisyen, muhalefet, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, üniversiteler…

Sırf iktidar böyle istiyor, diye; işlevsiz, suskun, korkak, olabilir mi?..

Haydi korkuyorlar diyelim.

Peki; Kemalizm düşmanlığının akıl almaz derecede ve ittifakla sürdürülmesi ne anlama geliyor?

Kemalizm bu kadar kötü müdür gerçekten?

Tam tersine.

***

Din, tarikat, cemaat çevrelerinin neden düşman olduğu bellidir.

Dini olabildiğince yozlaştırmak, bazı cahil- meczup ve akıl sağlığı bozuk kişileri “nebi” yerine koyup kitleleri uyutup sömürmek onların eski mesleği.

Elbette Atatürk’ün, Kemalizm’in getirmek istediği gerçek din anlayışının düşmanı olacaklardır… Din inancını kişi ile inandığı kutsal arasında bir duyunç sorunu olmaktan çıkarıp, kafalarındaki ilkel dünya düzenlerinin temeli sayan insanlık düşmanları, kuşkusuz Kemalizm’in düşmanıdırlar.

Çünkü; Kemalizm en kısa deyimle us ve bilimdir. Kendi yoklukları demektir.

Ya diğerleri?..

BDP VE KÜRTÇÜLER

Kürtçüler; emperyalizme maşalık yapmak zorunda oldukları için, Türkiye Cumhuriyeti de emperyalizmin hedefi olduğu için düşmandırlar.

Barış, özgürlük, bağımsızlık, eşitlik teraneleri altında Kürt ayrılıkçılığının, Kürt şovenizmin batağında sürüklenmektedirler.

Ağalığa, şeyhliğe, dinciliğe, emperyalizme karşı durmak yerine; Kemalizm’e saldırmak ve bu coğrafyada parçalanmaya hizmet etmek bir zavallılık değil midir?

Kürtlerin sorunu, Kürtçenin eğitim dili ve resmi dil olarak kullanılmaması mıdır?

Aynı konu, gelişmiş ülkelerde sorun olmazken; neden Türkiye’de yaşamsal bir sorun olabiliyor?..

Hiç düşündünüz mü?

Yurttaş hakları açısından başka herhangi bir ayrımcılık var mıdır?

Yoktur. Olmamalıdır da. Varsa; en kısa sürede giderilmelidir.

30 yıldır süren mücadelenin getirdiği gerilimler ise geçicidir. Bir süre sonra – tıpkı önceden olduğu gibi- kimin Türk kimin Kürt veya başka kökenden olduğuna bakılmaz olacaktır.

Peki; o zaman Kemalizm’e karşı siyasal dincilerle aynı söylemleri paylaşmak, onlarla aynı cepheden saldırmak ne demektir?

Yoksa; dinci diktatörlük Kemalizm’den daha uygar, daha özgürlükçü, eşitlikçi ve insancıl mıdır?..

Yoksa; bu işte başka bir “iş” mi var?..

ÖDP

Siyasal partilerden ÖDP özgürlük ve eşitliği öne alan bir parti.

Sanki, tarih boyunca insanların özlediği düş dünyalarının sözcüsü gibi.

Platondan Marx’a kadar hayal edilen dünya cennetlerinin -günümüzün acımasız gerçeklerini hiç hesap etmeden- kurulmasını istemektedir. Ne güzel.

“Barış, eşitlik, demokrasi, kardeşlik, hakça üretim ve bölüşüm olsun” diyor.

Tamam, olsun…

Bunları kim istemez!..

O güzel dünya düzeninin nasıl kurulacağı konusunda sağlıklı fikirler, programlar, eylemler gerek.

Önce ülkenin önündeki sorunların nasıl çözüleceği ortaya konmalı.

Sadece isteklerini hep yaptırmaya alışmış bir çocuk gibi; “şöyle olsun, böyle olsun, bunu da isterim, ona karşıyım” demekle hiçbir yere varılmaz.

“Kıbrısı Kıbrıslılar yönetsin” diyemezsiniz. Çünkü; öyle olmayacağı zaten bellidir. Kapitalist –emperyalist sistemin vahşi dünyasında bunu söylemek saflıktır. Madem ki; özgürlükten, eşitlikten, demokrasiden yanasınız. Orada ve her yerde, bir toplumun ötekini yok etmesine karşı duracaksınız.

Kıbrıs’ta Rumcu ve Türkiye’de Kürtçü olmak çelişkidir.

Emperyalizmin oyuncağı olan Kürt ayrılıkçılığını “eşitlik ve özgürlük” adına desteklemek, ortak eylemler yapmak, birlikte ittifaklar oluşturmak; bu coğrafyanın daha çok parçalanmasına ve emperyalizm tarafından sömürülmesine; eşitliğin ,adaletin, barışın daha da yok edilmesine hizmet anlamına gelir…

“Kürt hareketi” tarihte de, bugün de hep kullanılmıştır. Feodal düzendeki- aşiret düzenindeki- yüzlerce gruptan oluşan topluluklara “Kürt ulusu” demek yanlıştır.

Bu mantığın doğal sonucu “Türk Dünyası”nın da birleşmesini istemektir…

Doğrusu her iki görüşe de karşı olmaktır. Şoven Türkçülüğün artmasını istemiyorsanız Kürtçülük yapmayacaksınız.

Siyasi partiler gündelik söylemlerle geleceği kuramazlar. Hele de sosyalist bir parti, çok uzun erimli programlar üretmek zorundadır.

Tarihi inkâr ve tahrif anlamına gelen “Dersim Soykırımı” ifadesi de ÖDP lilerin de dilinden hiç düşmüyor!..

Soykırımın ne olduğunu biliyorlar. Bilerek söylüyorlar. Böylece, hem Kürtçü savlara arka çıkıyor, hem de Kemalizm düşmanlığı yapıyorlar.

Tarih, olaylar, kavramlar bozulmakta ve bilinçli olarak çarpıtılmaktadır.

Fikrine, programına ve ideolojisine güvenen siyasin hareketler hiçbir şeyi eğip bükmezler. İdeolojilerini gerçeklere dayandırırlar.

Ama tabanınızı henüz yeterince deneyimi ve birikimi olmayan, çoğu öğrenci olan gençliğe dayandıran bir küçük burjuva partisiyseniz, dostlar alışverişte görsün diye siyaset yaparsanız; günlük popülist politikalara kurban olursunuz.

Devrimcilik deyince akla gelen ilk isim Mustafa Kemal olmuyorsa; tersine, -daha doğru dürüst öğrenmeden – kendinizi Türk devrimini ve Atatürk’ü aşmış olarak görürseniz birilerine yem olursunuz…

Türk devrimini ve Kemalizm’i öğretmeniz için görevlendirilmiş iken; sendikanız genel kurulunda “ben bunları öğretmem” diye karar alıyorsanız, kendi devriminizi reddediyorsanız varılacak yer, Kürtçülerle, dincilerle işbirliği yapmak olur.

EMEP

EMEP’in anlayışı da ÖDP den çok farklı değil.

Hatta EMEP’in daha da Kürtçü olduğu söylenebilir. Siyasi dincilikle işbirliği pek yoktur.

Kürt ve Türk halklarının birliğini ve kardeşliğini savunur.

Aslında BDP-ÖDP-EMEP üçlüsü, bir bütünün parçaları gibidir.

PKK nın siyasi uzantısı olan BDP şiddeti yöntem olarak seçmesiyle ötekilerden ayrılır.

Her üçü de PKK terörüne karşı duramamakta ama, bu terör karşısında TSK nın operasyonlar yapmasını eleştirmektedir. Daha da ileri gidip “ordu Kürtleri katlediyor” şeklindeki propogandayı “uygun” görmektedirler.

Daha da ilginç olan bu partilerin ve PKK yandaşlarının kent merkezlerinde tehditle, şantajla ve çoğu kez sudan nedenlerle şiddet gösterisi yapmaları; kitleleri ayaklanmaya alıştırmak olduğu halde; saf bir “barış eylemi, demokrasi eylemi” saymalarıdır.

Türkiye’nin diğer yerlerinde en doğal hakları için barışçı gösteri yapanlar cop ve biber gazı yerken, gözaltı alınır, hapishanelere düşerken; Diyarbakır’da her istedikleri gün ve saatte, her bahaneyle cadde ve meydanları karıştıranlara hep göz yumuldu.

Bir kez engellemeye çalışıldı. Polisin bu müdahalesi “Kürt halkına acımasız saldırı” diye nitelendi!..

“Taş atan çocuklar” diye bir söylem bulundu. Sanki bu çocuklar suda taş sektirirken gözaltına alınmışlardı! Bunun örgütlenmiş terör eylemleri olduğu, çocukların kullanıldığı açık bir gerçektir. “Barış ve demokrasi güçleri” suça yönlendirilmiş çocuklar mıdır?

Çocukları suça itenler midir?

Hiç biridir…

Bu çocukları kullanmak barışın ve demokrasinin neresinde yazıyor?

Bu üç parti de çocukların küçük yaşta teröre alıştırılmasını, sonra da dağa gitmelerini doğal bir olay olarak görüp desteklemektedirler…

Barışa ve demokrasiye böyle mi varılacak?..

***

Kürtçü milliyetçiliği destekleyen bu partilerin Kemalizm’i algılayışları da birbirinin tıpkısıdır.

Hepsi de Kemalizm’i militarist, emperyalist-sömürgeci, gerici-faşist bir diktatörlük olarak görüyorlar!..

Alevileri de buna inandırmak ve kendilerine çekmek için uğraşıyorlar.

1978 katliamlarında, dahası Sivas Madımak yangınında emperyalizmi ve gladyoyu unutup Kemalizm’i suçluyorlar!..

Sanki; 1940 lı yıllarla birlikte Kemalizm’in azar azar terkedildiğini bilmiyormuş gibi(!..)

***

Militarist diyorlar…

Yurtta barış, dünyada barış ilkesini siyasetin temeline oturtmuş bir ideoloji nasıl militarist olabilir?.

Olamaz… Ama dilin kemiği yok ki!

Avrupa’da kralların şatoları yerle bir ederek feodalizmi tasfiye etmesini tarihsel bir gerçeklik olarak “uygun” görürler. Monarşiye geçişi hoş karşılarlar..

Ama; Türkiye cumhuriyeti -tam göbeğindeki- bir derebeyliği 20. Yüzyılda yıkıp, yerine demokratik bir cumhuriyet inşa etmeye çalıştığında ; “katliamcı, militarist” oluveriyor!..

Uzun söze gerek yok.

Dersim operasyonu öncesi ve sonrasındaki bölgede nüfusu karşılaştırıldığı zaman kırımın boyutu ortaya çıkmaktadır. 10-15 bin arasındaki insan kaybını 50-60 binlere çıkarmak ve durup durup cumhuriyete saldırı konusu yapmak dürüstlük müdür?..

Olmasa iyiydi. Devlet de on yıldan uzun süre soruna çözüm bulmak için uğraşmıştı.

Ama direnişle karşılaştı.

Olayda tek yanlı suçlamak, yerel egemenlerin sorumluluğunu görmezden gelmek ve feodalizmi savunmak da kendine “sosyalist” diyen partiler için ayıptır. Bu konudaki Sosyalist Enternasyonal kararı bizim Kemalizm düşmanı ”sosyalist” partilerimize küpe olsun…

Maliyesi, yasaları, güvenliği, yönetimi ayrı, insanları maraba, ağa ve şeyhe kul, dünyadan soyutlanmış bir bölge. Ayrı bir devlet…

Hangi ulus devlet buna izin vermiştir?

Siz, feodal düzenden mi yanasınız?..

Bir ulusal demokratik devrim rejimine “gerici” demek kadar büyük haksızlık olabilir mi?

Propogandadır. Bilmeyenlere yutturursun…

***

Emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı savaşarak kurulmuş olan Türkiye cumhuriyetinin “Kürdistanı işgal ettiği ve sömürgeleştirdiği” iddiası da ilginç bir buluştur (!)

Kürdistan zaten Osmanlı devletinden arta kalan bir yerdir. Başka bir devlet ya da ülke değildir. Ordu gönderilip işgal edilmemiştir. “Misak-ı milli” sınırları içindedir. Kürtler Arap çöllerinde, Kafkaslarda hatta Çanakkale’de ve kurtuluş savaşında savaşan Türklerle birliktedirler. Yeni Türkiye cumhuriyetine de hem TBMM de, hem de Lozan sürecinde destek vermişlerdir. Kürtler; ”Türklük ve Kürtlük bir bütündür“ diyerek irade belirtmişlerdir.

LİBOŞLAR

Türkiyede gerçek liberallerin hiç olmadığını, liberalizmi savunanların kamuyu yağmalama ve talan etme amacındaki “besleme girişimciler”den oluştuğunu bilmeyen yoktur.

Bir de önceden solcu olup, sonradan iç ve dış egemenlere hizmet ederek köşeyi dönenler kendilerine liberal( özgürlükçü) diyorlar.

O kadar özgürlükçüdürler ki; yukarıdan gelen emirlere göre fikir değiştirirler.

AB ve ABD hayranıdırlar. Oralardaki yanlışları, sahtelikleri, kötülükleri hiç görmezler.

Emperyalizmi de, özgürlüğün ve demokrasinin dünyaya yayılması olarak yorumlarlar.

Son olarak bunların arasına çok bağırıp çağırdığı için kimseler fikir açıklama fırsatı da vermeyenler de eklendi.

***

Car…Car…Car…Car!..

Hav!.. Hav! Hav! Hav!…

Her kanalda ağzı olan herkes bağırıyor…

Bilgi yok. Fikir yok. Gürültü çok.

Yandaşı, liboşu, dincisi, işbirlikçisi, cemaatçisi, solcusu(!..)

Uzman olmaya, bilgi ve fikir sahibi olmaya, düşünmeye araştırmaya gerek yok!..

Herkes her şeyi söylüyor. Kimse dinlemiyor.

Saygı yok. Tartışma adabının olması zaten istenmiyor.

İftira, isnat, demagoji, dedikodu, hakaret, karalama bol…

Üşüşmüşler kurbanın başına. Öldürüp yemek için uğraşıyorlar…

Ortada ise kolları bağlanmış, ağzı kapatılmış Kemalizm…

Kim daha çok saldırırsa, daha çok göze girecek!..

Gelsin yeni işler, yeni bir statü ve daha çok para…

Anlaşılıyor ki; bunlara ve efendilerine Kemalizm çok batıyor !..

***

Türk Devrimi; 20. yüzyılın en büyük devrimlerinden ve Atatürk de en büyük devrimcilerinden biridir.

İslam toplumları içindeki tek laik, demokratik, sosyal ve ulusal devlet..

Tutulan yolda yürüsek, dünyaya örnek olacak bir devlet…

Kemalizm emperyalizm dışında kimseye batmıyor aslında.

Ama emperyalizmin emrinde büyük bir işbirlikçi cephe tarafından çökertiliyor…

İhanetin boyutunu düşünmek bile korkunç…

Uyutulmuşuz… Ne yaptığımızın neler olup bittiğinin ayrımında değiliz.

Öylece seyrediyoruz…

***

Çok üzülüyorum.

Bütün bu işbirlikçilerin örnek aldığı ve özendiği ülkelerdeki iktidarlar, siyasal partiler, düşünce kuruluşları devletlerinin kuruluş temellerine tam bağlıdırlar. Konu bile etmezler. Ulusal önderlerini el ütünde tutarlar. Geçmişe değil geleceğe bakarlar. Kendi tarihleriyle savaşmazlar. Saygılıdırlar…

Hepsinin amacı daha da iyi hizmet vererek, yurttaşlarını ve ülkelerini daha güçlü, daha mutlu kılmaktır.

Türkiye’de ise hepsinin derdi; Türk devrimiyle, devrimin önderiyle, geçmişle ve birbirleriyle kavga etmektir…

Bütün amaçları cumhuriyeti yıkmak…

Bilmezler ki; yıkılırsa kendi başlarına yıkılacaktır…

Altan Arısoy
İLK KURŞUN

NOT: Konu oldukça uzundur. Burada kısa bit özet yapılmaya çalışılmıştır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...