Kemalist İlkeler

Yıllardır unutturulmaya çalışılan kemalizmin bütünlük içeren ve Türk halkının çağdaş medeniyetler seviyesine yükselteceğine iman ettiğimiz atamızın ilkelerini açıklarken uygulayacağımız sistematik yöntem şu olacak…Öncelikle ilkeleri doğru yorumlamalarıyla açıklayacağız.Daha sonra atamızın en önemli eseri MEDENİ BİLGİLER kitabından bu ilkeleri atamızın sözleriyle sayfa vererek pekiştireceğiz.Son olarak ise çeşitli değerli yazarların yorumlarını ekleyerek ilkemizin açıklamasına son vereceğiz.

CUMHURİYETÇİLİK

Kemalist ilkeler bir bütün olmakla birlikte,Cumhuriyetçilik diğer ilkelerin merkezi durumundadır.Cumhuriyet yönetimi kısaca halk yönetimi demektir.Cumhuriyet,devlet şekli olarak egemenliğin milletin tümüne ait olmasını,hükümet şekli olarakta seçim ilkesinin benimsenmiş olmasını ifade eder.

Atamız tarafından cumhuriyetin yönetim biçimi olarak seçilmesinin nedenleri vardır.Birincisi saltanata dayalı bir yönetimden yeni bir rejime geçilirken,tüm sınıfları ve tüm unsurlarıyla birlikte bütün ulusun yönetime katılacağı bir rejimin tercih edilmesi gerekirdi ki,bunu en iyi gerçekleştirecek olan rejim cumhuriyettir.İkincisi cumhuriyet tam demokrasinin her sahada uygulanabileceği tek rejimdir.Cumhuriyet rejimi demek,demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.Üçüncü bir neden ise atamızın Türk Milletinin karakteri iyi tahlil etmesinden geçer.Tarihimizden itibaren Türk boylarının orta asyada yapa geldigi kurultaylar,Türk halkının yönetimde adil ve kendisinin söz sahibi olması isteğinin en iyi kanıtlarındandır.

Cumhuriyetçilik ilkesi tartışmasız demokrasiyi tüm halkın katmanlarına yayan bir ilkeler bütünün en önemli ayağıdır.Cumhuriyetçilik ilkesi tüm bu nedenlerden dolayı bugün dahi çağdaş bir ilke olarak savunulması gereken en önemli umdedir.
Cumhuriyet kavramını birde atamızın kendi dizeleri ile tanımlayalım.

MEDENİ BİLGİLER sayfa 187 ”Gücün ve yetkinin Allah’tan geldiğini ve yalnız ona karşı öbür dünyada hesap vereceklerini sanan,devleti ülkeyi kendisine bırakılan bir malikane kabul eden,bir hükümdar,kendini her türlü bağ ve sınırlamaların dışında tutar.Böyle bir yönetimde,ulusun benliği,özgürlüğü söz konusu bile olamaz.Bu nedenle yetkileri sınırlandırılmış bile olsa,hükümdarlık biçimi demokrasiye,ulusal egemenlik ilkesine uygu değildir.Hükümetin belirli insanların,sınıfların elinde bulunmasıda ulus varlığının kesinlikle kabul edemeyeceği bir durumdur.Bütün ulusun çoğunlukla,devlet yönetimine katılmasına engel olan bu oligarşi yönetim biçimi de bir zumrenin kendi çıkarlarını sağlamak için,bütün ulusa ait egemenliğin zorla ele geçirilmesinden başka bir şey değildir.Bu nedenle demokrasiyi halkın tüm sınıflarına halkı oluşturan tüm milletlere en çağdaş ve en akılcı uygulanmasını sağlayan hükümet biçimi cumhuriyettir.”

Cumhuriyet rejiminde halkı oluşturan sınıflardan hiçbirisi zorla ve cebren iktidarı ele geçiremez!Ancak halkın çoğunluğunun oyları ile gelecek bir hükümet diğer tüm sınıf tarafından saygı ile karşılanır.En küçük ulus çıkarını ve diğer sınıfların çıkarını zedeleyecek iktidar hareketi diğer sınfların bir sonraki seçimde iktidarı cezalandırması ile sonuçlanır!

Cumhuriyetçilik ilkesi ve buna bağlı gerçek demokratik uygulama rahmetli Mumcu’nunda yazdığı üzere kemalizmi demokrasiye uzanan tek çıkar yol olarak antiemperyalist mücadele içinde bulunan ve halkçı rejime uygun olan tüm uluslara sunuyor.

DEVLETÇİLİK

Kemalizmin bir anlamda ekonomik yönünü yansıtan bu ilke diğer ilkelerle bir bütünlük içinde kemalizmin demokrasiye olan yönünü ve halkın ihtiyaçlarının yaşamsal kaynaklarının nasıl karşılanacağına iyi bir işarettir.Devletçilik ulusal kurtuluş savaşıyla kazanılan tam bağımsızlığın ekonomideki zaferinin ilkesidir!

Devletçilikte demokrasinin en önemli prensibi olan halkı oluşturan her sınıfın diğer sınıflarla dayanışma içinde ulus çıkarı için çalışmasının bir anlamda önü açılmıştır!Devletçilik ilkesi ancak ve ancak tüm halkın çıkarını gözeten bir yönetim biçiminde; halkçı ve demokrasiye bağlı yönetimde geçerlidir!Çünkü liberal sisteme dayalı bir anlayışın efendisi burjuvadir.Bu ekonomik görüşte burjuva halkın diğer sınıflarının çıkarlarını umursamadan kendi oluşturduğu ulusal pazarda kar etmeyi amaçlar.Nitekim bu anlayış diğer sınıflar tarafından doğal olarak hiddet ile karşılanır,karşılanmıştırda,karşılanmalıdırda.Bir diğer doktirin olan marksizimde ise bu liberal ekonomiden ve bu anlayıştan yola çıkılarak burjuva diktatörlüğüne karşı tek çıkar yol gösterilen burjuvanın,toplumsal sömürüsüne karşı işçi diktatoryasını öngören ve bunu tarihin toplumsal derinliklerine kadar nedenselliklerle sistemleyen  bir doktirindir!

Fakat kemalizm herşeyden önce tam bir sınıflar arası dayanışma,anti emperyalist ulus bilinci gerektirdiğinden,bu iki doktirinide benimsememiştir!Kemalizm halkı oluşturan bu katmanlara antiemperyalist bilinç,ulusal onur ve halkçı anlayışın aşılanması ile yani hem teknolojik hem de ideolojik eğitim yoluyla bu sorunun rahatlıkla üstesinden gelineceğinin kanıtıdır!

Bu sebeple devletçiiliği bu genel çerçeveyi göz önüne alarak yorumlamak yanlış olmaz!

Devletçiliği birde atamızdan dinleyelim.MEDENİ BİLGİLER sayfa 212 ”Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin,demokrasi ana ilkesinden ayrılmamakla birlikte mutedil(ılımlı)devletçilik ilkesine uygun yürümeleri uygundur.Bizim izlenmesini uygun gördüğümüz ılımlı devletçilik ilkesi;bütün üretim ve dağıtım araçlarını bireylerden alarak,ulusu büsbütün başka temeller üzerinde düzenlemek amacını izleyen sosyalizm ilkesine dayanan kollektivizm ya da komunizm gibi özel ve bireysel ekonomik girişim ve çalışmaya olanak vermeyen bir sistem değildir.”

Liberal-kapitalist ekonomik sistem bireycidir.Bireyin çıkarlarını tüm toplumun çıkarları üzerinde görerek emeği sömürür ve bu toplumsal düzeni bozduğu gibi kemalizmin anti emperyalist birlik üzerine kurulu sömürü düzenine karşı toplumsal ahlak ilkesi sınıf dayanışmasınada tamamen karşıdır!

Komünist sistem ise bireyin çıkarlarını gözetmez.Birey denen varlığı kabullenmez.Bu sistemde sadece toplum ve onun çıkarları vardır ve toplumun(marksist terime göre burjuvanın kendisidir halk) çıkarı uğruna hakaret eden burjuvazinin  hakimiyeti devrimle yıkılmalıdır!

Kemalizmde ise;kapitalizmin ve komünizmin getirdiği sömürü düzenine karşı tüm halkı ulusal bilinçle,anti emperyalist homurda yoğurarak tüm sınıfların çıkarı korunur ve denge gözetilir.Kemalist doktirin hem bireyin çıkarları olduğunu kabul eder hem de toplumun çıkarları.Bunları birbirinden ayrıştırmaya sevk edecek sadece bireyi düşünen ya da sadece toplumu düşünen bireyin özgürlüklerini kısıtlayan bir anlayışa engel olacak temelin harcı ise anti-emperyalist bilinçtir!

Sevgili Uğur Mumcu’nun Uyan Gazi Kemal adlı kitabında da belirttiği üzere kemalizmin devletçilik anlayışı ne kapitalist ne de sosyalist sistemle uzaktan yakından alakası yoktur.Tam bir halkçı anlayışın ekonomi modelidir.

HALKÇILIK

Kemalizmin halkçılık ilkesi sosyal devlet anlayışını gerçekleştirmek ve milletin efendisi olarak nitelediği köylüler olmak üzere halkı oluşturan tüm sınıfları kucaklamak ve Türk milletinin içinde var olan tüm etnik kökenli yurttaşlara eşit uzaklıkta yaklaşan sınıf ve millet dayanışmasını esas alan ve en önemlisi bununla her ilkesinde olduğu gibi demokrasiyi hedef alan bir umdedir.

Halkçılık sosyal düzenini emeğe hukuken dayatmak isteyen bir ilkedir.Halk dediğimiz toplumsal varlık çeşitli sınıflardan oluşur.Bu sınıflar arasında demokratik bir dayanışmanın olmadığı,bu sınıfların herhangi birinin üstünlük anlayışını savunan hiçbir hareket HALKÇI olarak tanımlanamaz!Çünkü buradaki amaç,halk tanımını içine alan sosyal sınıflar değil,bu sınıflardan sadece biridir!Bu fikirlerde temelde HALKÇI değil SINIFÇIDIR!

Burada sözü sayın Emre Kongar’a bırakalım.Devrim Tarihi ve Toplum Bilim açısından ATATÜRK adlı yapıtından sayfa 311”Laik ilkelere göre kurulan cumhuriyet,hilafetçilik karşıtı olarak halkçılık ilkesine dayandırılmıştı.Mustafa Kemal’in eylemi bir halk hareketi değildi.Fakat,Kurtuluş Savaş’ı bir sınıfa ya da gruba dayalı değil,toplumun tüm sınıf ve gruplarını içine alan bir ittifakın ürünü olarak kazanılmıştı.İşte Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra altı ok’tan biri olan Halkçılık,bir anlamda bu gerçeğide simgeliyordu.”

Şimdide Uğur Mumcu’nun sert sözlerine yer verelim”hangi sosyal sınıf olursa olsun bir sosyal sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde egemenlik kurması diktatörlüktür;bir ulusun başka uluslar üzerinde egemenlik kurması ise emperyalizmdir,şovenliktir,sömürgeciliktir.Sınıf egemenliğide çoğu kez uluslararası düzeydeki emperyalist ilişkilerden kaynaklanır.İşte bu yüzden kemalizm ulusal bilinç antiemperyalist anlayışla yoğrulmuş halkın tüm katmanlarını kapsayan HAlKÇI bir sistemdir.Ne sosyalist ne de kapitalist sistemle birdir”

Şimdide bu ilerici çağımıza uygun halkçı ilkeyi bize kazandıran atamızdan dinleyelim MEDENİ BİLGİLER sayfa 200 ”İşte bu nedenlerden dolayıdır ki,biz bu ve bundan önceki kuramları,ülkemiz ve ulusumuz için uygun görmüyoruz.Biz ülke halkı bireylerinin ve çeşitli sınıfların birinin,ötekine yardımlarını aynı değer ve nitelikte görürüz,hepsinin çıkarlarının aynı derecede ve aynı eşit duyarlılığıyla sağlanması için çalışırız.Bu yolun,ulusun genel refahı devletin yapısının güçlenmesi için daha uygun olduğu kanısındayız.Bizim görümüzde işçi,tüccar,sanatkar,asker,doktor,çiftçi,kısacası,herhangi toplumsal kuruluşta çalışan bir yurttaşın hak,çıkar ve özgürlüğü eşittir.Bu anlayış bizim anladığımız anlamda halk hükümeti ile gerçekleşebilir.”

Evet kemalizmin demokratik yollarla kavuşulabilicek antiemperyalist anlayış,bağımsızlık ve ulusal bilinçle kazanılabilicek sınıfsız toplum hayali halkçılık ilkesiyle amaçlanmıştır!Sınıfların dayanışma içinde olduğu emek-sermaye dengesinin korunduğu,toplumda kötü çıkarlar unutulup yerini sömürgeciliğe karşı birlik,beraberlik ve tüm sınıfların kendi çıkarlarının bir kısmını ulus yararına antiemperyalizm ile mücadele uğruna devlete devredecek ve sınıflı toplumun yerini tüm gücünü emeğini karşılığını alan,bir kısım emeğinide devlete antiemperyalist mücadele için aktaran sınıfsız toplum alacaktır!

Ayrıca kemalist halkçılık ile osmanlı devletinde gün geçtikçe artan ”aydın-halk” kopuşunun,bu umde ile birlikte azaltılması amaçlanmıştır.

MİLLİYETÇİLİK

Milliyetçilik ilkesi,Atatürk ilkelerinde ana umdeyi oluşturur.Millet;aynı değerlere inanan insan topluluğudur.Diğer bir ifadeyle,geçmişten getirdiği maddi ve manevi değerleri geleceğede taşıma arzusu taşıyan insan topluluğuna millet denir.Milliyetçilik düşünceside millet gerçeğinden hareket eder.Başka bir ifadeyle ise millet bir kültürden oluşan toplumsal insanın meydana getirdiği son aşamadır.

Çağımız,her nekadar yok edilmeye çalışılsada,milli devletler devridir.Milliyetçilik akımı fransız ihtilali ile başlamış ve bu akım bir süre sonra imparatorlukların yıkımına yol açmıştır.İmparatorlukların dünya üzerinde tarih olması ile birlikte milli devletler çağı başlamıştır.Avrupa’da sermaya birikimi ile krallarla birlikte feodaliteyi haklayan burjuva,yeni iç pazarında hakimiyetini sağlamak için zorunlu olarak merkezi bir üst yapı oluşturmuştur.

Şark’ın ilk ulusal kurtuluş savaşını veren milletimizde ise milliyetçiliğin alt yapısı batıdakinden tamamen farklı gelişmiştir!Osmanlı toplumunda gelişen bir burjuva sınıfı,osmanlı devletinin feodal yapısını kırıp milli bir devlet kurmamıştır!Bu milli devlet batı’ya karşı verilen ulusal onur,ulusal blinç ve en önemlisi antiemperyalist bilinç ile yoğrularak kurulmuştur.Tamda bu noktayı göze alarak denilebilirki;Atatürk’ün milliyetçilik ilkesinin ilk ana maddesi antiemperyalist bilinç VE KÜLTÜR MİLLİYETÇİLİĞİDİR!Bu bilinci gövdesindeki tüm organlarına yerleştirebilmiş bir toplum,ancak bu bilince sahip bir toplum tam bağımsızlığını koruyabilir ve milletini ileriye götürebilir!Şimdi bir ulusu ulus yapan milletin özellikleri neler olmalıdır atamızdan dinleyelim;

Medeni Bilgiler sayfa 167 ”Geçmişten gelen ortak üzüntü ve zafer mirası.Gelecekte gerçekleştirilecek aynı programlar.Birlikte sevinmiş olmak,birlikte aynı umudu paylaşabilmek.o halde sorunu ilke olarak dile getirelim.

Bu ilkeye göre her ulus ve birey ,kendi hakkında iyi niyetli,topraklarına kendisi tam olarak sahip olmak istemek hakkına ve bu hakkın kullanılmasını yasaklayan ya da sınırlayan engelleri yok etmek hak ve özgürlüğüne sahiptir”

Atatürk milliyetçiliği fetih sever değil,barış sever bir anlayışın mirasıdır.Bu miras ne faşizmdir ne de batıda ki klasik milliyetçi anlayışın tıpkıdır!Atatürk’ün milliyetçiliği emperyalizme karşı edinilmiş ulusal andtır!Gelişmesi engellenen FİKREN BAĞIMSIZ milletlerin,emperyazlizmi dize getirmek için edinmesi gereken en önemli mirastır!

KEMALİZM,TÜRK’ÜN ŞAHLANMASINDA TÜRKLÜK BİLİNCİNİN GELİŞMESİNDE Kİ EN BÜYÜK FELSEFİ KAZANIMDIR!

TÜRK’ÜN LİDERLİĞİNİN DIŞA VURUMUDUR!

EMPERYALİZME MARUZ KALAN MİLLİ DEVLETLERE SAHİP ÇIKMAKTIR!

Atatürk milliyetçiliği,ulusunun halkını iç ve dış sömürücülerin ahtapot kollarından kurtarmak isteyenlerin ülküsüdür!Ulusunda Türk Milleti bilincini edinmiş fakat bu bilinci saldırganlık değil, liderlik özelliğiyle perçinlemiş beyinlerin ülküsüdür!Ayrımcılığı körükleyen değil, anti-emperyalist bilinçte tüm milletin fertlerini,ayrı etnik kökenden gelen halkları ve toplumun sınıflarını bütünleştirmeyi yol edinmiş iktidarların ülküsüdür.

Atatürk milliyetçiliğin özü ”yurtta sulh cihanda sulh” parolasında saklıdır…

DEVRİMCİLİK

Devrim siyasal,ekonomik,toplumsal ilişkiler üzerinde hızlı değişmeye yol açan olaylar bütünüdür.Devrim batıda sınıfsal çelişkilerden,şarkta ise tamamen batı sömürüsüne karşı bir uyanış ve bununla birlikte ayakta kalabilmek için çağdaşlaşma sürecinin başlangıcıdır.

Türk Devrimi ise;her devrim gibi kendi yapısına öz niteliklere sahip bir devrimdir ve diğer gerçekleştirilen devrimlerde ki aydın felsefik ve toplumun manevi-maddi kültürel özüne uygun ilkeler edinmişsede bir o kadarda bu devrimsel görüşlerden farklı yapı içerisindedir.

Atatürk’ün devrimcilik anlayışında,toplumu çağdaş uygarlık düzeyine eriştirebilme gayesi yatar.Çağdaş uygarlığı yakalamanın tek yolu ise toplumun eskimiş ilişkilerini ve yozlaşmış,çağ dışı kalmış kültürüne çağın gereği nitelikleri uygun yapısal özellikte olanlarını aşılamaktır.

Atatürk’ün devrimcilik ilkesinin sahiplenilişi iki koşuluda beraberinde getirir.Birincisi,Atatürk tarafından yapılan devrimleri korumak ve en önemlisi bilgi çağı doğrultusunda toplumsal işleyişi yeniden dizayn edebilmeyi.Bu koruma,modern Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp,yerine çağdışı rejimler kurmak isteyenlere karşı uyanık ve dikkatli olmayı öngörür.İkincisi ise;Türk Devleti ve milletinin yararına olan evrensel ve çağdaş yenilikleri kemalist ilkeler bütününün yapısına uyabilecekleri benimsemektir!Bilgi çağı doğrultusunda edindiğimiz FİKREN BAĞIMSIZLIK İLKESİ bu düşünce yapısı ile düşünülüp oluşturulmuş karakterdedir.

Şimdi Atatürk’ün devrimcilik anlayışını kendi fikirleriyle öğrenelim.Afet İnan Atatürk’ten yazdıklarım sayfa 259 ”Atatürk’ün söylediklerini üç paragrafta şöylece tesbit etmişim:

1-Devrim,mevcut müesseseleri zorla değiştirmek demektir.
2-Türk Milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine,milletin en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır”

Türk devrimi milletin maddi ve manevi kültür düzeyini çağın gereklerine göre dengelemek gayesi esas alınarak yapılmış ilerici,çağdaş ve kendi öz yapısına uygun nitelikleri olan bir devrimdir.Bu devrimin niteliklerine uygun özellikte olmayan ilkeleri edinip ve bunun adını devrimcilik koymak yapıla gelen en büyük yanlıştır.Herşeyden önce Atatürk’ümüz tam bir realisttir.Bunu unutmamak gerekir…

LAİKLİK

Laiklik kemalizmin en temel öğesidir…

Fikren Bağımsızlık ilkesinin içerdiği demokrasinin işleyebilmesi için-istiklal-i tam demokrasi anlayışı-ulusumuzun sahip olduğu manevi değerler ile devrimle yenilenen maddi değerler arasındaki en sağlam köprüdür,laiklik.

Laiklik devlet işleri ile din işlerinin birbirine karıştırılmaması,Allah ile kulu arasına Devletin ya da başka bir varlığın girmemesidir.

Nihayetinde ”laiklik” gibi vicdan özgürlüğünün temel ilke yapılması,bir anlamda Atatürk’ümüz tarafından yeni devletin sosyolojik yapısınıda tüm açıklığıyla ortaya sermektedir.

Yüzyıllar boyunca gelişen serpilen ve her imparatorluk ve her varlık gibi gerileyip sona eren Osmanlı İmparatorluğu’nun fikren bağımsızlık ilkesi doğrultusunda kendine özgü feodal yapısı,”Laiklik” ilkesi ile birlikte çağdaş topluma geçerek feodal yapısından arındırılması hedeflenmiştir.

”Laiklik” Türk Devriminin en temel taşlarından biri olmasına rağmen,emperyalizm tarafından geçmişimizde ve günümüzde kutuplaştırılan milletimiz tarafından her iki kutupçada (YUKARIDA SÖZÜ GEÇEN İSLAMİ-VATİKANCI TARİKATLER İLE AŞIRI LAİKÇİ MASONLAR KASTEDİLİYOR) sömürüye maruz kalmıştır!

Bizce,unutulmaması gereken şudur:”Atatürk her devrimci gibi kendi ulusunun maddi kültürel özelliklerini değiştirirken manevi yönünü dışarıda bırakıcı bir anlayışı kabullenmemiştir.Bu maddi kültürde yaşanan devrimin toplum tarafından algılanmasını,benimsenmesi için halkın ”manevi kültürel” değerlerinide yükseltmiştir ve laiklik ilkesi ile bu amaçlanmıştır”

Laiklik,Allah ile kulu arasına hiç bir nesnel veya öznel bir varlık sokmaz.Bunun sağlanması için devletin,kendi yapısını oluşturan çeşitli dini-etnik gruplarada aynı derecede eşit yaklaşması gereklidir!

Bazı din yobazlarının anladığı üzere laiklik ”dinsizlik” değildir.Özellikle İslam dininde ki Allah ile kul arasına kimseyi sokmama ve hoşgörü felsefesi laiklik ile çağımızda mümkündür!

Diğer taraftan ”Laiklik” devrim yobazlarının anladığı üzerede din yaşantısını,öğretisini ”hayattan silme” anlamınada gelmez!

Son olarak sözü Atamıza bırakalım :

”Din bir vicdan meselesidir.Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir.Biz dine saygı gösteririz.Hiçbir kimse,hiçbirkimseyi ne bir din,ne de bir mezhep kabulüne icbar edebilir.Din ve Mezhep hiç bir zaman politika aracı olarak kullanılamaz”

Atatürk’ümüzün laiklik felsefesinin kısa ve net özü Anadolu’nun bağrında yetişen Yunus Emre’nin dizeleri ile dile gelmiştir.

”Bize dava değil,mana gerekir”…

Dolayısı ile DİN BİR SİYASAL ARAÇ DEĞİL,TÜM ARAÇLARIN ÜSTÜNDE İNSANIN MANEVİ KALKINMASINA HIZ OLANAK SAĞLAYAN VİCDANİ BİR AMAÇTIR!

FBKG