EROL ELMAS Yazdı: Rahmi Eray

İnsanlar vardır ki, vefatlarının ardından daha da değer kazanırlar. Yaşadıkları zamanda, onları anlayan da olmuştur anlamayan da. Ancak bazıları vardır ki, onlar; ‘gittikten’ sonra boşlukları hissedilir. Her gün size açık olan, bin bir engel bulup gidemediğiniz o güzelim ‘kapılar’ artık açılmaz olmuştur. Çünkü kapısını çalmaya fırsat bulamadığınız ya da çok az bulduğunuz o güzel insan ‘aslına’ kavuşmuştur artık.

Kendi dertlerini, ızdıraplarını, acılarını içlerine saklamış olan bu güzel insanlar; sizin derdinizle, acınızla ilgilenirler. Kendi hallerine dönüp bakmazlar bile. Unutmuşturlar kendilerini. Senin yolunu açmana yardımcı olurlar, müşkülünü hallederler; ‘şöyle şöyle yapsan  daha iyi olur’ derler. Seni sana anlatırlar,  misâller verirler, sen sanırsın ki başkasını anlatıyorlar. Oysa kulağını ver, gönlünü aç, seni sana anlatıyorlar.
Şehrin her türlü gürültüsü, zehirli dumanları arasında, onlar size; cennet bahçelerinden gül kokuları sunuyorlar. Arı gibi olamıyorsan suç senin. Bal alacağın çiçeği iyi bil. Gidip çöplere konma, bak sana gül bahçelerini açanlar var. Ne diye şehrin çöplüğünün üzerinde kanat çırpıyorsun?
Sen kapıyı çalmasını bil. Açan olur o kapıları sana. Merak etme, açılan o kapılardan boş çevirmezler seni. Ceplerini doldururlar. Amma bu cebi de para olarak anlıyorsan…
Çal kapıyı korkma. Onlar içeride sizi bekliyorlar. Niyesi, aması yok bu işin. O güzel insanlar,  seni ona götüren sebep için oradalar zaten. Bunu bil ve anla. Onlar senin derdinin çözümüne aracı olmayı ganimet sayarlar. Onlar derler ki: ” Ya bu işin halli bize emredilmişse.” Senin ona gitmeni onlar emir telâkkî ederler. Ha sen kapıyı çalmasını, ya da usulüne uygun açmasını bilmezsen, onlar da derler ki: ” İnsanlar çok kere  tekrar gireceği kapıyı kendi elleriyle kaparlar.”  Var kendi durumunu sen düşün.
Onlar hep hizmetle meşguldürler. Bununla meşgul olurken, siz fark etmeden, size hizmet etme duygusunu verirler. İçinizdeki cevheri ortaya çıkarırlar. Sen küllenmeye, söndürmeye çalışmışsın amma onlar içindeki köze nefes verirler, kor’u tutuştururlar. Aslını öğretirler sana.
Kendini önemli biri gibi görüp de o kapılara gidersen, ha orada işte makam mevkii yok, bunu bil ağam. Herkes insan. Eşrefi mahlûkat. Onlar bu gözle bakarlar herkese. Onların da unvanları yoktur. Size insan olduğunuzu hatırlatırlar  mütemadiyen.
Onların yanına varırken de; insana  ait hassaların hepsini kaybedip de gidersen işin biraz zor. Çünkü onlar derler ki: ” Paşa, düğümler kör düğüm olmadan çözülmeli.” Sen iyice kör düğüm olmuşsun, ee, beni çöz! Var mı öyle işin kolayına kaçmak. Maksat kördüğüm olmadan gitmek. Bunu yapabiliyor musun?
Onlar hep anlatır, anlatırlar. Sen gidersin onlar sedir üzerinde belki de kalkamayacak durumdalar ama hep anlatırlar. Sanırsın ki,  sen geldin sohbetin konusu değişti.Yok ağam yok…Zaten seni anlatıyordu sen üzerine geldin. Ne derler bak kulağını aç: “İnsanlar, saygıya, sevgiye, merhamete, barışa, hürriyete muhtaçtır. Ama bunu ilk veren siz olmalısınız.Her insan selamlanmak ister. Siz de istersiniz, ama etrafınız bakıp da beni kim selamlayacak diye beklemek yerine ilk selamı siz verin,” derler.
Dedik ya, onlar kendi ızdıraplarını unutmuşlardır. Onlar da bu acılar, çileler,yokluklar, isyan yerine hamd ve şükre dönüşür. Siz buna akıl sır erdiremezsiniz. ‘Nasıl olur’ soruları aklınızda uçuşur. Siz takılmayın onların hal’lerine. Ölümü onların yanı başlarında görürsünüz. Siz her şeyinizle ürperirsiniz. Dünyanız alt-üst olur ama onlar da en ufak bir korku, endişe emaresi göremezsiniz. O iradeye hayran olursunuz sadece. ‘O ne teslimiyettir aziz kardeşim.O ne asil ruhtur öyle’ deyip şaşar kalırsınız. Onlar ölümü hep geç isterler, hizmet biraz daha hizmet için. Kendileri adına istedikleri belki de sadece budur: Hizmet etme imkânı…
Tevazû abidesi gibi karşınızda dururlar. Onların sadeliğine bakıp kendinizden utanırsınız. Samimiyetleri karşısında kendinizi yerin dibine geçmiş hissedersiniz. Hürmetleri karşısında ne yapacağınızı şaşırır, eliniz ayağınıza dolaşır.
Sizin bir yeriniz kanasa, canınız yansa onların canı sizden daha çok acır, ama siz bunu bilmezsiniz. Kendi yaralarından her an kan yürürken, merhemlerini sizin yaranıza sürerler. Acıdan gözlerinden yaşlar gelir ama size fark ettirmezler. ‘Kan kusarlar, kızılcık şerbeti içtim’ derler.
Siz zannedersiniz ki, sadece size öyle davranıyorlar. Hayır, hayır katiyetle….Herkese öyleler. Bırakın insanları, diğer canlılara hatta eşyaya bile hürmet gösterirler. Kırılıp atılmak istenen bir eşya veya bozulmuş bir gıda bile onlar için çok değerlidir, çok özeldir. “Son Fayda” diyerek aslında ‘israf haramdır’ demek isterler…
“Talaşçı Veysel” gibi hamaldırlar bir nevî. İnsanların dertlerini, sıkıntılarını, sarpa sarmış işlerini vs üzerlerine alırlar. Çözmek için uğraşır, didinir dururlar. Dedik ya, onların ki de bir çeşit hamallık diye. Bu kadar yükün altında ezilirler, zorlanırlar amma onların bu hallerinden şikayetleri yoktur. Şikayet kelimesinden bile utanırlar. Adeta lügatlerinden silinmiştir o kelime.  Kendilerini insanlığa vakfetmişlerdir. Tüm insanlığın sorumluluğunu kendi sırtlarında hissederler.
Önüne çıkanlara ‘sen de nerden çıktın?’ demezler. ‘Hoş geldiniz’ derler. Hayatlarının yönü bellidir. Yön değiştirmezler. Sanki hep duada gibidirler. Bilmem, kendilerine dua ederler mi? Belki de kendilerinden başka herkes için ellerini açar; yalvarırlar, göz yaşı dökerler. Hastasının iyileşmesi için canla başla çalışan, tedavi uygulayan ardında da dua eden doktor gibidirler. Sizi asla terk etmezler. Güvenli bir liman gibi hep sizi kendi kıyılarında bekler  dururlar…
Kendilerinin bir misafir olduğunun idrakindedirler. Bir misafir nasıl davranıyorsa o hâl üzerindeler. Dünya’nın bir kenarına ilişmiş misafir bilirler kendilerini. Bu yüzden hayata karşı iddiaları olmamıştır. Korkarlar böyle iddiası olanlardan. Denizler ve okyanuslar içinde bir damla olduklarının farkındadırlar. Damla, ‘ben denizim’ demeye nasıl utanırsa bu güzel insanlar da tıpkı öyledirler.
Kimseyi incitmezler. Dostları da sever onları, düşmanları da.  Hele dostları  ve sevdikleri için neleri göze almazlar ki? Bir kere, onların gönlünde, kendinize yer buldunuz mu, tamam artık… Ağrılarını unutup, doktorların yasaklarına aldırmayıp, kalkar ta  nerden nereye bin bir güçlükle size kız istemeye gelirler. Seni evlendirmek, nikahında yanında olmak isterler. Kendi evladı evleniyormuş gibi sevinirler…
Senin  meselen halledilince, ‘haydi uğurlar ola, gözüm seni görmesin (!)’ demezler, seni  kendi haline bırakmazlar: Faydalı işlerle meşgul olman için eline adeta pusula verip, salarlar Anadolu’nun  her köşesine; ‘Hadi artık sen de vatanın, milletin için hizmet et, madden manen ülkeni kalkındır,’  derler.  Senin de ‘paye’ alman için uğraşırlar….
O güzel insanlardan biri olan, Rahmi Eray’dan Rabbim razı olsun inşallah. Mekânı cennet olsun.
Erol Elmas

onaltıyıldız // fbkg

Bunlar da hoşunuza gidebilir...