EROL ELMAS Yazdı: ADEM ABİ İLE BİR İSTANBUL RÜYASI

Bir Meczubun Rüyası,Melâmi Savaşları ve Melekler Ağlarken kitaplarından tanıdığımız Adem Abi ile  bir İstanbul rüyası yaşamaya geldik yanına.Usulca sokulduk onun dünyasına.Adeta parmak uçlarımızla girdik onun o geniş gönlüne.Onun mütevazılığı karşısında kendimizden utandık. Doğrularla beraber  olmak hepimiz için bir görev olmalıdır.Bu düşüncelerle Adem Abi ile buluştuk.Aslında buluşturulduk demek daha doğru.

 

 Kitapları okuyup da sorusu olmayan yok sanırım. En azından bu olaylar, kitapta anlatılan kişiler gerçek mi sorusu geçiyor insanların akıllarından.Yoksa bu  kitaplar tamamen kurgu mu? İsteyen istediğini anlasın, biz Adem Abi’ye  bir arkadaş ile misafir olduk.Orada Cenk’te vardı. Her şey olduğu gibi… Gönül insanlarının her şeyleri zenginmiş, yüksekliği alçakta bulmuşlar. Tanıyınca “gerçek”leri görüyorsunuz. Kendinizden utanıyorsunuz. Bu kadar hesap yapmaktan, dalgın olmaktan utanıyorsunuz. Geçen zamanı iyi değerlendiremediğiniz için üzülüyorsunuz…

 

 Bir sohbet başlıyor, uçsuz bucaksız bir alemin içine dalıyoruz. Adem Abi’nin  anlattığı, o sonsuz denizlerden bir damla almaya çalışıyoruz.Bir damla olup da,denizden habersiz gibi yaşamaya çalıştığımız için pişmanlık duyuyoruz…Meğer biz kendimizi neler neler sanıyormuşuz…Bir hiç olduğumuzu hep unutmuşuz…

 

 Adem Abi’nin engin dünyasından sorularımıza cevaplar buluyoruz.Bazen biz soruyoruz, “Dede Korkut kim?” Adem Abi’nin  siyah gözleri sonsuzluk alemine dalıyor, nargilesinden bir nefes çekiyor. Anlatmaya başlıyor: “Dede Korkut evliyalullahtan  bir kişi.Yesevî ekolündendir.Günümüzde de bu makamı devam ettiren kişi vardır” deyip Dede Korkut  hakkında bilgiler veriyor. Kendi insanımızı tanıyamadığımız için utanıyoruz.Biz meğer bambaşka bir Dede Korku tanıyormuşuz….

 

 Bazen kendi anlatıyor: ” 1.Ahmet, Sultan Ahmet Camii’ne  6 minare yaptırıyor. Şeyhülislâm karşı çıkıyor. ‘Padişahım siz  ne yapıyorsunuz, Kâbe’ye saygısızlık bu, senin camin Kâbe ile bir olabilir mi,’diyor. Padişah hemen emir veriyor, Kâbe’deki camiye bir minare daha ekleniyor ve orası  yediye çıkıyor.Bizim atalarımız işte böyle.Böyle bir ceddimiz var…” Deyip kendi tarihimizden örnekler veriyor, atalarımızın yaptıkları ince davranışlardan örnekler veriyor, sizi adeta o günlere götürüyor.Olayların; anlatılanların içindesiniz sanki, sanki atların soluklarını işitiyorsunuz, gazaya çıkan, sefere çıkan o güzel insanların tekbirlerini duyuyorsunuz,sanki….Bizim ne güzel atalarımız varmış deyip, göğsünüzü kabartıyorsunuz. Kendinize güveniniz artıyor, silkiniyorsunuz. Geri kalmış, gelişmekte olan ülke psikolojisinden kurtuluyorsunuz adeta. ” Kıtaları atlas bir kumaş gibi kesip biçen ” atalarımızı bir kez daha rahmetle anıyorsunuz…

 

 Adem Abi’nin odası sanki bir müze gibi: Guguklu saat ötüyor, duvar saati “dan!” “dan!” vuruyor, zaman  su misali akıp gidiyor, sohbet koyulaşıyor, çaylar içiliyor…

 

 Tasavvufun inceliklerine dalıyor bazen,bazen İslam’ın güzelliklerinden inciler veriyor. “Bu yola çıktıysan önce kendi küçüklüğüne iman et” diyor. “Yaradan’ın büyüklüğüne iman etmesen ne olur ki. O zaten en büyük.Kendi küçüklüğüne iman et ki, kendi küçüklüğünde Yaradan’ın büyüklüğünü gör….” Diyor tok sesiyle…Kendinize geliyorsunuz…

 

 Bazen şeytanilerin yeni planlarından bahsediyor.Bilgisayardan bir program vasıtasıyla, yeryüzünde bazı şekilleri gösteriyor.Ne amaçla hazırlandıklarını anlatıyor.Biz görüyoruz.Ancak ayrıntılarını vermek doğru olmaz. “Adem Abi, Sarkozy’nin G.Amerika’daki ilginç seyahatlerini keşke deşifre etse, ne amaçla gittiğini anlatsa” diye içimden temenni ediyorum.Belki yakında anlatır kim bilir?

 

 Çok şükür ki erenler var da bizleri uyarıyorlar, sinsi planları açığa çıkarıyorlar.Biz gerçekten millet olarak çok şanslıyız.Çooookkkk….Bu güzel insanlarımızın kıymetini bilelim.Dua edelim onlara…

 

 Adem Abi bize anlatıyor,aslında size,hepimize anlatıyor.Bakın neler var neler:

 

 Noel baba denen adam Demre’de yaşadı.Bu adam bugünkü ……. babasıdır.Aslında rengi kırmız değil, yeşildi.Coca cola 50’li yıllarda  Noel Baba’ya kırmızıyı giydirmiştir.Yılbaşı aslında 31 Aralık gecesi değil,daha evvel.Yılbaşı’nın tarihi yaklaşık bir  hafta evveldir.Yılbaşında tüm dünya aslında büyük bir ayin yapıyor.Yılbaşında içkiler su gibi akıyor. Bizim için sıradan bir gün. Ama kültür erozyonuna uğradık, insanların bu oyunun farkına varmaları lazım. Şeytanilerin oyununa gelmemeleri lazım. Şeytanın bu büyük ayinine katılmamaları lazım. Bunları anlatırken Adem Abi’nin gözleri yere düşüyor, üzülüyor.Bu millet adına, insanlık adına üzülüyor…Adem Abi’yi dinledikçe, aslında anlatılanların  çok ötesinde bilgilerin olduğunu anlıyoruz. Sanırım, sadece izin verilenleri anlatıyor…Ya diğer bildikleri?

 

 Koltuğundan kalkıp, eski bir büfenin çekmecesini açıyor. Bir şekil gösteriyor; cam fanus içersinde. “İşte evrenin şekli bu” diyor.Fanusun içinde bir damla var, “işte dünya  bu” diyor. Dünya şeklinin yanında ise gül yaprağının  goncasının açılması gibi bir sarmal var. Farklı açlardan baktıkça dünya büyüyor veya küçülüyor. Aslında  şekil aynı, değişmiyor. Üsten bakarsan başka, yandan bakarsan başka boyutta görüyorsun. Bugünkü bilimin daha çözemediği evrenin genişlemesini anlatıyor. Aslında bu bir sarığa benziyor, diye insan içinden geçiriyor.

 

 Şeytanilerin planlarından biri, bizim yanımızda bozuluyor.Öyle bir olay ki, arkadaşımla ben şaşırıp kalıyoruz.Bu kadarı da olamaz diyor insan.Ama  gözümüzün önünde oldu, gördük ve yaşadık.Türkiye üzerinde ne kadar büyük oyunların  döndüğüne şahit olduk. Bu insanlık düşmanları hiç boş durmuyor, çalışıyorlar.Bizim çok uyanık olmamız lazım.İyi ki Adem Abi gibi güzel insanlar var da, şeytanilerin bu planlarını bozuyorlar.Yoksa biz gerçekten ayakta uyuyormuşuz.Yaşadım ve gördüm benim güzel kardeşlerim.

 

 Bunları niye anlatıyorum.Kitapları okuyan kardeşlerimin içleri rahat olsun.Dalsınlar o güzelim dünyanın içersine. Ben sizin yerinize de gördüm, yaşadım benim güzel kardeşlerim.Ve Adem Abi’ye 4. Kitabı  özlemle beklediğimizi söylüyorum.İnşallah diyor, siyah gözlerinin içi gülerek, “inşallah Mayıs’ta okursunuz” diyor. “Şurada ne kaldı, 3 ay” diyorum içimden.

 

 Sohbet sabaha kadar sürüyor…Sırlarla beraber…

 

 Sonra,sonra İstanbul’u geziyoruz birlikte. Kitaplarda anlatılan yerlerin bir kısmını geziyoruz. Bir film şeridi gibi kitap sayfaları  geçiyor gözlerimizin önünden. Sanki  kitaptaki yerlerin izlerini takip ediyoruz. Biz adeta kitaplardaki kahramanları arıyoruz. “Acaba o güzel insanlardan biriyle karşılaştırılmak nasip olacak mı ” diye içimizden geçiriyoruz.Kalbimiz de tatlı bir heyecan, içimiz kıpır kıpır…Adem Abi çok sakin…Yanında yürürken,yeşil pardösüsünün yakasındaki rozete takılıyor gözlerim…

 

 Kısa kısa sohbetlerle adımlıyoruz İstanbul sokaklarını.Yağmur yağıyor, yağıyor…Ve bir Camii’nin avlusunda o güzel insanlardan biriyle; Şükür Dede ile karşılaşıyor Adem Abi. Bize işaret ediyor, koşuyoruz arkadaşımla ve Cenk’le o güzel insanın ellerinden öpüyoruz. Dua istiyoruz. O anı parayla pulla, makamla mevkiiyle şunla bunla değişmezsiniz, gerçekten kıymetini bilseniz değişmezsiniz…İnsanlar geliyor, geçiyor ve kimse farkında değil…Yanı başlarında olan bu güzelliğin kimse farkında değil…Ne kadar dalgınlar, nelere dalmışlar. Bu aceleleri ne, nereye koşturuyorlar, bu güzel insanı bırakıp.Bütün insanları çevirip; “Bakın,bakın burada bir güzel insan var,onu görmeden yanından geçiyorsunuz, bu koşuşturmanız ne, ne kadar acele işleriniz varmış” diyesim geliyor,adeta tüm insanların duyması için haykırmak geliyor içimden,kendimi zor tutuyorum…Ama insanlar gelip geçiyorlar,hep bir telaşları var…

 

Çok şükür böyle güzel insanlar varmış yanı başımızda. Ama kaçımız görebiliyoruz onları, onların güzelliklerini…Uyanmamız lazım, uyanık olmamız lazım.Onlar etrafımızdalar, yeter ki bakmasını bilin.Hiç değilse bakan birini bulun, o sizi götürsün.

 

 Allah insan şahdamarından daha yakın….Sizi duyuyor, işitiyor,görüyor…Ya siz? Nereye bakıyorsunuz? Hadi dönün  kendinize. Kendinizi ve kıymetinizi bilin…

 

 Şükür Dede ile vedalaştıktan sonra, yağmurun altında yürümeye devam ettik.Adem Abi önde bizler arkada onun davranışlarına pür dikkat kesildik.Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorduk çünkü.Bize bugünü Allah nasip etmiş, bugünün kıymetini bilelim,iyi değerlendirelim diye Adem Abi’yi adeta göz hapsinde aldık. Neredeyse nefesini sayacağız, o kadar dikkatliyiz. Derken Adem Abi başka bir kişinin yanında durdu. Bizleri o güzel insanla tanıştırdı. Dışardan görseniz, bu o güzel insanlardan biri olamaz dersiniz kendi kendinize.İnsanları dış görünüşüne bakıp değerlendirmek ne kadar yanlışmış. Biz belki de sırf dışına baktığımız için nice güzel insanı elimizden kaçırdık. Kendi vehimlerimizin kurbanı olduk. Dışarıda  hayatın ağır çilelerinden sonra kendisine velayet verilmiş  bu güzel insan hemen koşup bize tepsi içersinde çay getiriyor.Birlikte ayakta çay içiyoruz.Gözlerimiz konuşuyor.İçimizde tarif edilmez bir heyecan var, yüreğim kabına sığmıyor adeta.Veda edip ayrılırken o güzel insan, bizlere birer mercek hediye ediyor. Bu mercek en çok benim işime yarayacak galiba, burnumun dibindeki güzellikleri göremediğim,miyop gibi baktığım için. Merceği büyük bir saygıyla alıp cebime yerleştiriyorum.Çok anlamlı bir hediye, gerçekleri göremeyenler için.

 

 Değerli kardeşlerim, bu güzel ülkenin güzel insanları; Adem kim,Şükür Dede,Cenk kim, bu olaylar da ne diye  düşünüyorsanız, o güzel insanları henüz tanımadıysanız bu yazının ilk satırında verdiğim kitaplara bir göz atın derim sizlere.Okumadıysanız henüz, okuyun  bu müstesna eserleri, o zaman beni daha iyi anlayacaksınız,bu yazı size çok daha anlamlı gelecek.

 

Okuyan arkadaşlar ise sanırım bana hak veriyordur.

 

 Adem Abi,  Allah Razı Olsun Senden…Uyanmamıza vesile olduğun için…

EROL ELMAS

ONALTIYILDIZ /// FBKG

Bunlar da hoşunuza gidebilir...