Casus Zaten Belli / Serdar ATEŞ

Resim

Son dönemde yürütme gücünün Kuvvetler ayrılığını ve bağımsız yargıyı vurgulamak ve sanki ülkede hukuk kalmış gibi bir tekerleme halinde ,zaten esir alıp ispatlayamadıkları ancak buna karşın ispatlanmış gibi hareketle (hangi hukuk öğretisinde yazılmışsa);suçu darbe yapmak için örgüt kurmak olarak isnat edilerek,buna delil olarak da ; aslı pkk’lı ,mossad ajanı olan sözde tanıkların ifadeleri ile illiyetsizce ,gayri hukuki yollardan suçlu ilan edilen ,esir Türk askerleri,araştırmacıları ve memurlarına :’’400 kişi casusluktan yargılanıyor !’’ şeklindeki karalama kampanyası ile toplum karşısında hızla inanırlığını yitirmektedir…

Vakanın temelinde aslında casus bellidir!Uluslararası hukuk terimi ‘’Ka:sus Belli’’ de ise ifade edilen bir devletin savaş sebebi saydığı mevzular ise her ne hikmetse,akepe hükümetince devre dışı bırakılarak;Ekim 2010’da yenilenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ile;milli savunma mekanizmaları,ulusal milliyetçilik ve buna destek veren Atatürkçü düşünce kuruluşları iç tehdit kapsamına alınarak :Ulusal Siyaset; Amerikan çıkarlarına ve küresel ‘’Kuzey Afrika ve Büyük Ortadoğu Projesi’’ne uyumlu hale getirmiştir.
2001’den itibaren Soros kuruluşu Tesev’in tüm yıkım planları 2002-2012 dahilinde işbirlikçi güçlerce hayata geçirilmiştir ve halen de geçirilmektedir..
Bölünme anayasasına karşın tüm hukuki yollar çıkarılan torba yasalarla,yargının yürütme gücünün kontrolüne girerek siyasallaşması sonucu tıkanmıştır.
Ülke istihbaratı Yürütme’nin emrinde açılım için 2 uçlu olarak bölünerek,milli kadrolar emekli edilerek hızla cemaat ve AKePe’ye biat etmiş kadrolar aracılığı ile 2009’dan başlayarak 5 kez müzakereler sonucunda Teröristbaşının hızla siyasal ekol olarak azınlıklaştırma açılımında siyasal oyuncu haline getirilirken;terörle mücadele ediyoruz yalanını söyleyenlerle Siyasal Kürtçülük yapan hep aynı eller olmuştur..

2. Körfez savaşı sırasında Türk askerinin Kuzey Irak’a müdahele gücünün yok edilmesi için ;bilinçli bir kamuoyu akıl yönlendirmesi ile Mart Tezkeresi ile T.S.K.’nın Kuzey Irak’a girmesi engellenmiş;buna karşılık ise 20Mart2003 tezkeresi ile ABD’ye İncirlik ve İskenderun üzerinden destek verilerek;Irak’taki Türkmen varlığının yok edilmesi planına da aşikarca destek yaratılmıştır.(Son Harekat:Kod Adı Yahuda s.69 Erdal Sarızeybek)

Bu durumu engellemek isteyen T.S.K. bölgede yaşanan asayişsizlik dahilinde Türkmen nüfusun varlığını güven altına almak üzere keşif-istihbarat ve irtibat amaçlı bir timi AKePe yönlendirmesiyle 4 Temmuz 2003’te müttefik kuvvete uymayan bir fiiliyatta Çuval olayını örerek,T.S.K.nın aşağılanmasına ve ABD lehine propaganda aşamasına geçilmiş;Dış İşleri ise Nota verin! Çağrılarını bu iş müzik notası vermeye benzemez diyerek alaya almıştır.

2005’e dek Irak’ta kurulacak Kürt devleti kırmızı çizgi olarak Casus Belli (savaş sebebi) olarak anılıp,Yunanistan’ın kıta sahanlığını ihlal ederek 6 milden 12 mile tecavüz etmesi de aynı nitelikte yazılmışken;
2005’ten itibaren komşularla sıfır sorun politikası olarak altı çizilen MGSB’de bugünkü sonuç;12 mile dayanan Yunanistan’ın uçuş ihlalleri, işgal edilen 6 ada;Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan paçavrası altında açılan Dış İşleri Temsilciliği ile tüm Milli Savunma haklarından feragat edilerek;Türkiye’nin Güneydoğu’su ile kayıt dışı ekonomi dahilinde sözde Paçavra Eşkiyasına imtiyazlar tanınmasına karşın;hala paçavra diyarında açılan pkk kamplarından gelen teröristlerce Türk askeri ve devlet görevlileri-vatandaşları şehit edilmektedir.

Buna karşı olanların esasen iç tehdit ve darbe planlayıcısı olarak sözde suçlarla içeri alınıp; iddianamede ileri sürülen tüm illiyet bağı ve deliller çürütülmesine karşın;savunma haklarının mahkeme içindeki haklı davranışlar sebebiyle yok edilerek;savunmasız bir yargılamayla esaret altına atılan Türk askerinin moral ve motivasyonun kırılarak,halk içinde ‘’suçlu’’ damgası yemesi ve de henüz esir edilmemiş komuta kademesine de mesaj vermek için yapılan psikolojik harekatın tek amacı:ABD kuvvetlerine ve işbirlikçi AKePe yönetimine hareket alanının açılmasıdır!

28 Şubat’ın aslında bir milli direniş olmaktan öte;Atatürkçü bir muhtıra olarak gösterilmesine karşın;esasen sadece dindar-asker arasında çatışma yaratarak ,askerin din karşıtı olarak damgalanması operasyonun bir parçasıydı.Yoksa o dönem ordudan terfisi yapılmadan emekli edilen kadroların ve Yüksek Askeri Şura Kararları ile emekliye ayrılan çıkarılan personelin yüzde 90’ının Nato’cu olmayan Milliyetçi düşüncede olması düşündürücüdür.Elbette 1997’de güncellenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde özellikle Türk Milliyetçilerinin iç tehdit algısı olarak çizilmesi de aynı NATO’cu zihniyetin ürünüdür…

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB), içeriği itibariyle devletin iç ve dış tehdit algılamalarını madde madde ortaya koyan bir belge niteliğindedir.Atanmışlarca özellikle keyfi değiştirme ve siyasi anlamda menfi kullanımının önlenmesi için ;2010’a dek MGK işlerliğinde sivil-asker –istihbarat dengesinde çizilen hatlar;2007 Dolmabahçe görüşmesi ; AB uyum yasalarına uygun olarak yeniden düzenlenen MGK dahilinde artık güç dengesinin Hükümet eliyle düzenlendiği bir belge niteliğine kavuşmuştur.
(MGSB 1997’e dek 5kez değiştirilmişti:
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=9021)

Özellikle 2010’a kadar ismen açık olarak gösterilen iç ve dış tehditler kapsam alanının daha da genişletilmesi için özellikle belirsiz bırakılarak tüm Ulusalcı-Milliyetçi Düşüncede olan kurum ve kuruluşlar karşı darbenin bir çekincesi olarak , iç tehdit kapsamına alınmıştır.
B.O.P.’nin ön hazırlık aşaması 1. Körfez savaşı ardından bölünmüş Irak perspektifinin yaratılması için konuşlandırılan Çekiç Güç ve dönemin Anadolu Federal Devletleri projesi bulunan Turgut Özal önderliğinde :12 Nisan 1991’de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu bahane edilerek kaldırılan 2 sayılı Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile özellikle vatana ihanet suçu terör dışında kapsamsız bırakılarak;hukuki boşluk yaratılmıştır.
(http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatana_ihanet)
AB-ABD dayatması ile 30.06.2004 tarihinde 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda Değişiklik yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kaldırılması ile terörle mücadeleye ve vatana ihanet dahil olmak üzere tüm bölücü ve hukuk dışı fiiller HSYK denetiminde ağır ceza mahkemeleri görev alanına dahil edilerek,bu suçlar münferit suç haline getirilmiştir.
04.12.2004 tarihinde T.C.K. ve Terörle Mücadele kanunu’nda yapılan değişikliklerle terör suçları da Ağır Ceza Mahkemelerinin kapsamına alınarak;Terörle mücadele kanunun 8. maddesi değiştirilerek bölücülüğü teşvik ve propaganda suçu kapsam dışına çıkarılmıştır.
1991 tarihli 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu:
http://www.hukuki.net/kanun/3713.15.text.asp
2004 değişiklikleri:
http://www.idealhukuk.com/hukuk/hukuk.a … asarisi—

Ayrıca bu suçlara kurulacak Özel Yetkili Mahkemelerde bakılacağı hükme bağlanarak ,Anayasa’ya aykırı olarak eklenen maddelerle hakim ve savcı güvencesi kaldırılarak,hukukun siyasallaştırılması;yargıda eşitlik-bağımsızlık-adil yargılama –bağımsız mahkeme –Yargı Birliği-Doğal Hakim prensipleri ihlal edilerek hem Anayasa’ya hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bu maddeleri tesis eden Hukuk Devleti kavramını ihlal ederek, haksız bir mahkeme olarak siyasal cezalandırılma aracı haline getirilmiştir!
(http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=33328&l=1
Özel Yetkili Mahkemelerin Hukuk dışılığına dair lütfen okuyunuz: http://www.idealhukuk.com/hukuk/hukuk.a … sin-KESKiN)

2007’de Dolmabahçe Mutabakatı ile başlayan Turuncu Devrim; Balyoz ve Ergenekon iddianameleri ile gerçeklik kazanmış;2010’da MGSB’de ve diğer Atatürk karşıtı yönetmelikle Cumhuriyet ve onun savunucusu olan Kurum ve Kuruluşlara karşı savaş bayrağı açmıştır!
25 Temmuz 2008’de başlatılan sözde Ergenekon Davası ile 85 TSK ve Kamu Görevlisi,ardı sıra Balyoz Davası ile 400’e yakın personel Casus ve Terör örgütü üyeliği ile itham edildi…Oysa gerçek Casus Kurt’un ininde belliydi..

27 Haziran 2009’da T.C.K. ve bazı kanunlarda yapılan değişikliklerle T.S.K. mensupları sivil mahkemelerde yargılanabilmesinin önü açıldı.

http://www.ntvmsnbc.com/id/24979177/#storyContinued

20 Ocak 2010’da Taraf gazetesinin Türk Ordusu’na 5000 sayfalık iliştirilmiş sahte belgelerle başlayan saldırısıyla Emasya Darbeci güçler için araç olduğuna biaen hedef haline getirilmiş (22 Şubat 2010); Balyoz davası başlatılmıştır!
4 Şubat 2010’da kaldırılan Emasya protokolü sebebiyle GenelKurmay ile Emniyet arasındaki terörle mücadelede eşgüdüm ve uyumluluk yok edilmiştir.
24 Ağustos 2011’de Türkiye’nin 13 noktasındaki muharebe ve dinleme üsleriyle havadaki kriptolu mesajları bile açabilen;bölgedeki tüm uçuş haberleşmesi ve başta pkk telsizleri olmak üzere düşman haberleşmesi ve uydu telefonlarını ,seyyar modem hatlarını dinleyebilme yeteneğindeki istihbarat yapma yeteneği yok edilerek,B.O.P Eşbaşkanı’nın denetimine girmiştir.
http://www.trthaber.com/haber/gundem/di … -6877.html
10 Şubat 2011’de çoğunluğu Milgem projesinden ve Yerli seyfüsefer ve taktik savaş sistemi üzerinde çalışan 56 T.S.K. ve Yerli Savunma Sanayi çalışanları 23 yaşında bir kızın başında olduğu örgüte hiçbir teknik takip ve dinleme olmaksızın 36 askeri fotoğraf bahane edilerek tutuklandı.İşin komedisi bu kadar teslimiyetçilik içerisinde olan iktidar ,zaten tüm dış düşmanlarla eşgüdüm halinde hareket edip,B.O.P’a hizmet ederken,askeri casusluğu T.S.K askeri kime yapacaktı?
Aselsan cinayetlerine intihar diyen AKePe yargısı yoğun kamuoyu baskısı üzerine ,tüm faili meçhulleri de sözde Ergenekon örgütüne havale etmek üzere halen de faaliyetteyken;içerideki casusu görmemek için kör olmak gerekmez mi?
İktidara geldiğinden beri tüm savunma projelerini tasarruf önlemleri bahanesi ile
rafa kaldırıp;üretilen prototipleri komisyonlara ve NATO standartlarına hapsetmesi sebebiyle
bugün yerli savunma sanayinin yüz akı zırhlı araç üreticisi B.M.C bilinçli bir batırılış içerisindedir!

Asker bir taraftan esir edilirken;öteki taraftan Kürt Türkleri’ni Ermeni-Sabatay-Yezidi unsurların öngörüşünde azınlıklaştırma operasyonuna ;ileri demokrasi nutuklarında şerh konulması gereken BM İkiz Sözleşmeleri halklaştırma operasyonuna başlandı.
12 Haziran 2006: Eyaletleşmenin ilk adımı Diyarbakır’da mahkeme inşaatıyla başladı.
23 Kasım 2006: Kalkınma ajansları devreye girdi, Türkiye fiilen 12 bölgeye bölündü.
7 Eylül 2007: Bölgesel istinaf mahkemelerinin görev yapacağı 9 şehir ‘eyalet merkezi’ seçildi.
10 Aralık 2010: Adalet Bakanı Ergin, bir heyetle ABD’ye gidip federal sistemi inceledi.
11 Temmuz 2012: 13 yerde Bölgesel Ağır Ceza Mahkemesi kuruldu, yargı ayağı tamamlandı.
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/ha … aber=73443

Ergenekon’un basın ayağı olarak iddia edilen Oda Tv davasında ise ortaya çıkan Tübitak raporları virüslü e-postalar yolu ile Oda Tv Bilgisayarlarında üretilen sahte deliller ile
Sosyal Mühendislik suçunu işleyenlerin salt itham ve zan altında bırakmak amaçlı çeteye dair hala delil veya kovuşturma başlatılamadı…Diğer davalarda ise sözkonusu delil cdlerini yerleştiren polis ve cemaat bağlantılı gerçek casusların ise ;İç işleri bakanlığınca görev yerleri değiştirilerek davaya katılımları önlendi…Savunma makamının tüm talepleri Savcı Makamı ile karşılaştırıldığında ancak yüzde 1 oranında gerçekleştirildi;tanıklar dinlenmedi;bilirkişi raporları ile çürütülen iddianame delilleri ise göz önüne alınmadı!

Hedef Büyük Ortadoğu adı altında İsrail’in egemen ve tüm güç kaynaklarını tekeline alarak;başta Erbil-Hayfa hattını sağlamak üzere Türkiye Irak-Suriye üzerinde kurulacak Federatif bir sözde Kürt devleti’yle komşularını etnik –din-mezhep temelli olarak bölerek,Ortadoğu’da hakim güç olarak küresel güçlerin unsuru olmasına yöneliktir.

Ortadoğu ve güç kaynaklarına sahip olan ,Gıda ve enerji krizinin çıkarılacağı önümüzdeki 50 yılın kaderini de belirleyecektir.

Bu bakımdan Prens Sabahattin Federal Anayasa’sını güden ve Türkiye’yi 12 parçaya bölmeye çalışan hain işbirlikçi iktidara karşı şantajlarla sindirilmiş ve iliştirilmiş Soros’çu sözde muhalefet ile eski İBDA-C üyesi Anayasa Mahkemesi aracılığı ile Yüce Divan’a gidilmesi imkansız hale gelmişken;neden Türk askerinin hedef olarak seçilerek esir edildiği aşikar hale gelmiştir.
Türk silahlı Kuvvetleri İç hizmet Kanunu md.35’i özellikle Balyoz davası sonuçlanan kadar kaldırmayan (görev suçu iddiasının ortadan kalkmaması için) AKePe yönetimi;bu maddenin kaldırılmasıyla Cumhuriyet’i savunma ve kollama görevinin Türk askerinden koparma peşinde…
Bununla da yetinmeyen Akepe ; askeri güçlerin tümünün denetime girmesi için Sınır Muhafaza Müdürlüğü kapsamında: TSK Sınır birlikleri ,Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Jandarma Lojistik kısmı da dahil olmak üzere İç İşleri Bakanlığı’na bağlanarak 2014’e dek sözde AB’ye uyum adı altında güvenlik ve bağımsızlık unsurlarının siyasileştirilerek ,B.O.P. kapsamına uyumlu hale getirecektir.

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler … klyor.html

Türklere karşı mücadele eden eski casusları hepimiz biliyoruz;bilmemize rağmen hiç birisini bu güne değin devlet içinde ve yürütmenin başında hayal edemiyoruz!
Misak-ı Milli’yi yok eden,refarandumla alınan Hatay’ı ;Anayasa’ya aykırı olarakT.B.M.M. kararı olmadan yabancı asker (terörist)ve istihbaratına peşkeş çekenin Türkler arasından seçilmiş bir yabancı olmasını içimize nasıl sindiyoruz?

Haim NahumDoktrini’ne atıf yapan Milli Görüş tabanından gelen ihanet cephesinin bire bir bu doktrini uygulamalarını –dinarım diyenler!:Gerçeği nasıl idrak edemiyorsunuz?
(Haim Naum Doktrini: Türk Milleti’ni savaşla yıkamazsınız!Yumuşak lokma yaparak yutmalısınız!Bunun için Türk insanını; aç bırakmalı işsiz bırakmalı,borca esir edip batırmalı ve dininden soğutmalısınız!)

“Türkiye’yi bölüp parçalamak için; taşla tüfekle savaş yapan ordusuna ‘’din düşmanı’’, ülkesini sevenlere ise Türkçü- ırkçı- kafatasçı diyeceksiniz aksi takdirde Türkleri yenemezsiniz’’ diyen İngiliz Casusu Lawrence’ın yeni jenerasyonunu ise Boğaz’da İngiliz Donanma Gemisi’nde Kutsal Haç’(Hristiyanlık İngiliz Devleti’ne hizmetinden)nişanına ve ADL ( Ayrımcılık Karşıtı Yahudi Örgütü’nden ) Cesaret Ödülü alıp,B.O.P. eşbakanı’yım sayıklamalarında:Yıkılan Milli Güvenlik’in dahilinde bertaraf edilen Casus Belli’lerinde
‘’GERÇEK CASUS BELLİDİR’’ demekteyiz!
Casusun Belli ise Türk Milleti!
Bu da senin için Savaş Sebebi!(Casus Belli)

Serdar ATEŞ
27.09.2012

Dipçe:Herkes gerçek casusların farkında ama…
Genelkurmay Başkanlığı’ndan Balyoz Davası Kararı içim yapılan açıklamada, “Balyoz Planı” davası kararına ilişkin, “Yıllarca birlikte görev yaptığımız silah arkadaşlarımızın ve değerli ailelerinin yaşadıkları üzüntüyü derinden hissetmekte ve paylaşmaktayız” denildi. Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinden yaptığı açıklamada, kamuoyunda “ Balyoz Davası ” olarak isimlendirilen davada İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ’nce 324 muvazzaf ve emekli TSK personeli hakkında mahkümiyet kararı verildiği hatırlatıldı. Açıklamada“ Türkiye Cumhuriyeti ’nin bekası, hukuk devleti olmanın erdemliliği ve yüce milletimize karşı olan sorumluluğumuz dikkate alınarak, TSK mensupları hakkında başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar yakından takip edilmekle birlikte sabır, metanet, soğukkanlılık ve aklıselimle hareket edilerek yanlış anlaşılmalardan daima kaçınılmıştır. Yıllarca birlikte görev yaptığımız silah arkadaşlarımızın ve değerli ailelerinin yaşadıkları üzüntüyü derinden hissetmekte ve paylaşmaktayız. TSK olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, hukukun üstünlüğüne saygının gereği olarak, adil yargılanma ilkesi çerçevesinde, söz konusu yargılamanın hakkaniyete uygun, kesin bir hükümle biteceğine inanıyoruz.”
( RADİKAL )

Bunlar da hoşunuza gidebilir...