Büyük Türkiye’ye küçük deli gömleği!

Sitemizin yazarı olan ve aynı zamanda Gazİ Üniversitesi Araştırma Görevlisi Tahir Çalgüner, AKP’nin hazırladığı ve İçişleri Komisyonu’ndan geçirdiği “Büyükşehir Belediyesi Yasa Tasarısı” na tepki gösterdi: “United States of Türkiye” yaratılacak. Büyük Türkiye’ye küçük Amerika’nın deli gömleğini giydirmemek gerekir! 

Büyükşehir tasarısının hedefi:
United States of Türkiye!..
Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Araştırma Görevlisi Tahir Çalgüner AKP Hükümeti tarafından hazırlanan ve İçişleri Komisyonu’ndan geçen Büyükşehir Belediyesi Yasa Tasarısı’nı değerlendirdi. Tasarının “United States Of Türkiye’yi” yaratacağını dile getiren Çalgüner, tasarının ayrışmak isteyenlerin iştahını kabartacağını da söyledi.
-Tasarı Türkiye’nin üniter yapısını nasıl etkiler?
Büyük Türkiye’ye “küçük Amerika” deli gömleği giydirmemek gerekir.
Türkiye’nin kendine has özgün bir devlet geleneği vardır. AB ve ABD kurucu iradesi ile tam olarak örtüşmez. Yasa tasarısı, bu iki merkez görüşün bir karışımı olan yamalı bir bohça görünümlü ve üçüncü dünya versiyonu özelliklerine göre şekillenmiş bir “bohça yasa” görünümündedir. Türkiye’nin adının ‘United States of Türkiye’ olmasını mı istiyoruz? Yoksa ulus-devlet Türkiye’den mi yanayız? ABD’ye ve eski adıyla SSCB’ye özenti duyan hâlâ içimizde bazı mandacı kişiler mi var? Yoksa birilerinin, Türkiye içinde İsrail tipi gecekondu devlet kurma talepleri var da bize mi söylenmiyor? Bilelim. Bilgilenelim. Bilgilendirelim efendim. Tarihte sayısız devlet kurup yıkan ve tekrar tekrar kuran bir ülkenin tek adı vardır; o da, ulus – devlet ‘Türkiye’dir.
Kanun tasarısı incelendiğinde üç saptama yapılabilir. AKP “Hükümetin yerelleşmesi”ne yönelik, Merkezileşen sözde bir yerel (il) yönetim modeli oluşturmak istiyorsa; bu yerel yönetimleri idari vesayet altına sokacağı gibi hizmet özerkliği ilkesine terstir. Dolayısıyla buradan bir ‘yerel yönetimler rönesansı’na gidilmez. Merkezin yönetim vesayet yetkilerini illere taşımaktan başka bir anlam ifade etmez.
Merkezi hükümetten bağımsız ve bir hayli özerk il yönetimleri yaratmak isteniyorsa; bunun anlamı “federe devlet “modelidir. Böylelikle her bir federe birim kendi merkezini oluşturur ve kendi içinde merkezileşir. Bunun adına yerel yönetim denmez. Bu başka bir şeydir. “Yarı devlet” modeli ve sürecinin bir sonraki aşaması; “birleşik büyükşehirler” birlikleri aşamasıdır. Bu model bölgesel konfedere bir yapıya gebedir. Dolayısıyla bu seçeneği orta ve uzun vadede özellikle (Güneydoğu’da) bölgesel devlet yanlılarının talep listesini kabartır. Ulus devlet iktidarlarını zora sokar.
Reform olmadığı açık
-AKP tasarı ile neyi amaçlıyor?
AKP hükümetinin “tamamen pragmatik” bir amacı gerçekleştirmeye yönelik ise; yani seçmen kitlesini genişletmeye ve genleştirmeye yönelik siyasi bir manevra söz konusu ise; bunun adının “yerel yönetim reformu” olmadığı açıktır.
Bana göre; AKP, her üçünü de yapmaya çalışıyor. Bu yasa tasarısı, özde değil sözde, şekilci bir metindir. “Merkezi Yönetim”- “Yerel yönetim” erk ilişkisi bir ölçek sorunudur. Devletlerin tarihselliği ve kurucu iradesinin bir tezahürüdür.
Lüksemburg gibi küçük bir ülkede bu ikili erk yapısı arasında bir fark olamazken hatta birbirinin içine geçerken, Rusya gibi büyük ve nüfusu fazla bir ülkede ise, farklıdır. Yakın tarihte içinden 10 adet devlet çıktığı herkesin malumu bir gerçektir.
Türkiye ise, ölçek açısından arakesit bir ülkedir. Ortada bir yerdedir. Dolayısıyla “yarı özerk” bir yerel yönetim modeli daha uygundur. Anayasamız ve yasalarımızda da bu konuya zaten açıklık getirilmiştir.
Kamu hizmetlerin, yatırımların ve doğal kaynakların etkin ve sürdürülebilir bir kalkınmayı sağlamaya yönelik yerel yönetimlerin yapılandırılması; yerel demokratik bilinci ve kültürü de artırıcı bir etkisi vardır. Ancak siyasi amaçlara alet edilen bir özerklik kabul edilemez. Toplumun geniş bir kısmı tarafından da içselleştirilemez. Bir kamusal hizmetin ve bir sektör yatırımın etkin bir şekilde yönetilmesi açısından belediyenin birlikler kurması hizmet maliyetlerinin düşürülmesi açısından yararlıdır. Teşvik edilmesi de gerekir.
-Hükümet tasarıyı yerel yönetim baharı olarak adlandırıyor
“Yerel yönetim baharı” olarak tanımlandırdığım bu yasa tasarısı aslında; Yönetime katılımı daha alt ölçekteki birimler düzeyinde yok etmektedir. Meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ve etkinliği ise biçimseldir.
İllerde kurulması öngörülen Yatırım izleme ve koordinasyon merkezinin “mali ayağı” İlbank A.Ş. ile gösterilmekte, ancak yönetim bacağının merkezde uzantısı ve karşılığı olan DPT ve Kalkınma Bakanlığı tasarıya entegre edilmemiştir. Bu konu, tasarıda net değil.
Tasarıda ayrıca; Kalkınma bakanlığı ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın, il bazında kurulması öngörülen “Yatırım izleme ve koordinasyon merkezi “modelindeki yeri ve koordinatif görev alanı netleştirilmemiştir. İl sınırları içinde maden, doğal kaynaklar yönetimi ve ekoloji-kalkınma dengesini kurmak için planlama faaliyetleri “tek başkana” bağlanmaktadır.

Anlamsız hevese sevkeder
-Büyükşehir Yasa tasarısının BOP’- taki yeri ne?
Büyükşehir Yasa tasarısının BOP’taki karşılığı, Güneydoğu Anadolu sınırımızı da içine alacak, olası bir İsrail-Kürt devletine zemin hazırlar. Tasarı “ayrılıkçı muhalefetin” gazını almaya yönelik bir sus payı olarak görülse bile, tam tersine ayrılıkçı kesimi “gaza” getirebilir. Onları anlamsız bir hevese sevk eder
-Tasarı aynı zamanda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık hayali yolunda atılan bir adımın alt yapısını mı oluşturmaktadır?
Tasarı, ana hatlarıyla; “Başkanlık” sistemi modelinin” yerel yönetimlere uygulanmış prototip bir modelidir. Yerel yönetimler bu haliyle “demokrasinin beşiği” olmaktan çıkacak “büyük başkanın beşiği” haline gelecektir.
-Tasarının hazırlanmasında AB ve ABD’nin etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Tasarı, üçüncü dünya ülkelerine dayatılan bir AB.(D) versiyonudur. Bölgesel kalkınma ajansları İngiltere ve Fransa’da “yarı özerk” bir yapıda örgütlenmelerine rağmen, söz konusu Ülke Türkiye olunca farklı niyetlere yönelikte formüle edilebiliyor. Amerika birleşik – üniter bir devlet olması ve ulus devlet olmadığından dolayı, durumu farklıdır.
Dolayısıyla, Avrupa kentlerinde ve toplumunda “bölgesel yönetimler rönesansı” olarak geliştirilen model ile tasarı metnindeki “model “arasında bir esas ve biçim açısından hiçbir benzerlik yoktur.
-Tasarıya karşı muhalefet partilerinin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP=AKP olduğundan, CHP yönetiminin danışıklı bir dövüş içinde ılımlı bir muhalefet yapacağını düşünüyorum. Türk demokrasisinde sahte muhalefet yapan ana muhalefete de muhalefet yapacak tam bağımsız ve Kemalist bir muhalefetin eksikliği ortadadır.
Arada sırada çok ilginç ve gülünesi olaylar ile karşılaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde BDP, bir merkez açmış. Tabelası dikkatimi çekti. A.B. fon takviyeli kurulan “Ekoloji ve Yerel Yönetimler Merkezi” Hayırlı olsun!
Bu ne güzel duyarlık.. ne şirinlik.. (en azından..”çevre “! kelimesinden “ekoloji “kavramına giden bir yolda, düşünsel ve olumlu bir bilinç sıçraması içine girmişler.)
Darısı artık, insan ekolojisine ve yaşam! hakkına gösterecekleri sözde duyarlılıkların başına! veya “demokratik – özerk-enerji!.. devleti “falan gibi açılımlarına!..
Hemen konuya girelim.. Yemediğimiz! baklayı ağzımızdan çıkaralım.
Efendim, İmralı hükümlüsü Abdül’ün, bir süredir koğuşunda, Murray Bookchin’ın Toplumsal Ekoloji kitaplarını, can sıkıntısından okuduğunu bilmekteydik de.. işleri bu kadar da abartacağını ve tahrip edeceğini hiç düşünmemiştik. “Fırsat bu fırsattır” ya da “Kim öle, kim kala?” diye düşünmüş de olabilir.
Ekolojist düşünce ve toplum yapısı; sözde federatif bölünmenin ve özerk yönetim statüsünün bir gerekçesi ve talebi olarak kullanılmakta ve “ekoloji” kelimesi de aynen “demokrasi” kavramı gibi istismar edilmektedir.
“Üstad Bookchin orjinal yazınlarında der ki:
1. “Demokratik ekoloji” adındaki kuramı incelendiğinde görülecektir ki; eko-konfederal bir yapı; “devletsiz” bir yapılanma için önerdiği, ütopik bir toplum modelidir.
2. Ekolojik düşünce felsefesi, “bütüncü”dür (holistik). Olgulara bütünsel ve sistemik bir yöntemle yaklaşır. İndirgemeci değildir.
3. Bir bilim olarak, ekoloji’de “üniterlik “prensibi vardır.
Zaten, üstad Murray Bookchin, (ekoloji istismarcılarını bildiği için) tüm bu yazdıklarının “yönetimsel” açıdan düşünüleceğini, devlet kurma yanlılarının iştahını da kaçıracak şekilde, bizzat kendisi “Toplumsal Ekoloji” kitabında, iki paragraf halinde vurgulamıştır. bkz syf 45.

Uyanık teorisyenler
Anladığım kadarıyla, bazı uyanık teorisyenler(i); bulduk buluşturduk ya da arakladıkları E-ekolojist teorileri biraz da değişiklik yaparak, sakat düşüncelerine ve emellerine koltuk değneği yapmak istiyorlar.
Bu çocuklar – daha düne kadar -, ekolojiye “çevre!”, “su”ya “bu” diyen, ekolojiden bihaber kişilerdi. Şimdi haberleri olmuş da.. teorik – kurmaca çalışmalar yaparlarmış. Sevsinler sizin ekolojinizi.. (pardon çevrenizi – çevre-ciliğinizi!)
Ekolojist bilim kuramında; bütün, parçanın kendisidir. Bütünün aldığı, komposizyon veri zaman ve veri süreçte, her parçanın kendisinde saklıdır.. parça da bütünde..!
Yoksa sürdürülebilirlik; “parça-lanmış” ekolojiler ve bölünmüş! coğrafi ekosistemlerin alansal toplamında da değil!..
“Bütün” ün tam da kendisindedir. Yoksa; (çakma) özerk federatif devlette ise hiç değil.
Sırasıyla, a) Teoriksel açıdan; “ekoloji kuram “istismarcıları ve özerk eko-konfederatif devlet yanlıları ile,
b) Biyoteknolojik açıdan; bitki genetiği ile oynama ustadı olan (GDO)! anti – ekolojik ve demokrat, (işgalci) İsrail, el ele vermiş,
c) Kutsal (uhrevi) kitapları açısından; “Dicle” den ….”Fırat”a kadar”İsrail’e sözde vaat edilmiş!.. kutsal (parasal) topraklarda, Anadolu köylüsüne “ekolojik tarımı”mı öğretecekmiş?
Bu tarihsel enosis dizgesi, bir “bubi tuzağı”dır. Zihinlerin mayınlı olması ve de vatan topraklarımızın İsrail’e tapu – tahsis belgesi ile verilmesi, mayından da beterdir.
Nasıl ki, kentlerimizdeki gecekondu yayılımının; başlangıçta Devlet arazilerini işgal ederek başlaması, sonrasında ( Devlete, 15 yıllık fiyat taksitlendirmesi ile) “tapu tahsis”! belgesi almaları ve en sonunda da gerçek tapularına (mülkiyetine) sahip olmaları ve “yasallaştırılması” örneğinde de olduğu gibi…!

Yetti gari!!! 
“GDO”’lu ve kısırlaştıran domateslerini de, İsrail; kendi yurttaşlarına afiyetle yedirsin!.. Yerse.?!
Yöre halkı “yemiyor” da..!!
Sırasıyla DEP, HADEP, DTP, BDP.. belki de sonrasında yine, “DEP”(Demokratik Ekoloji Partisi). “Emek” gider yerine “Ekoloji”si gelebilir.
Aslında yeni parti ismi en iyisi bence “GDP”olmalıydı.. Genetiği Değiştirilmiş Parti!..

Tahir Çalgüner kimdir?
1969 Ankara doğumlu. Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir Planlama Bölümü, Şehir Plancısı. ODTÜ; Y. Bölge plancısı. East Anglia (İngiltere) Üniversitesi Çevre Bilimleri Bölümü; Bölgesel Ekolojik Etki Değerlendirmesi – Yönetimi ve Ekolojik Planlama Uzmanı

Bunlar da hoşunuza gidebilir...