”BÜYÜK ÇAĞRI” ya Hazır Olun!.. Cem Yağcıoğlu

 öncelikle şunu bir tespit edelim; kim ki ‘bu milletten bir b.. olmaz’ ya da ‘millet derin uykuda’ tarzında cümlelerle geliyorsa size, biliniz ki o kişi ya da kişiler Atatürkçü değildir! İsterlerse ‘büyük yazar’ diye ortalarda dolaşıyor olsunlar, isterlerse de ayda bir kitap yazsınlar, fark etmez; çünkü bunun böyle olmadığını Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisi söylüyor.

4 Şubat 1919′da Alemdar gazetesi muhabiri Refii Cevat’ı  evine çağıran Mustafa Kemal, söyleşi bittiğinde “Vatan, içine düştüğü felaketten nasıl kurtulur, bağımsızlığına nasıl kavuşur diye bir soru sormanızı isterdim.” demiştir.

“Vatanın kurtarılmasını en uzak ihtimalle bile mümkün görmediğim için, böyle bir soruyu  sormadım” yanıtını alması üzerine, “İmkânsız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır.Bugün herhangi bir örgütçü, Anadolu’ya geçer ve milleti silahlı bir direnişe hazırlarsa, bu millet kurtulur.” açıklamasını yapmıştır.

Bu açıklama üzerine şaşıran Refii Cevat ”Paşam, milli direniş güzel, ama neyle hangi asker, hangi silah, hangi parayla? Maalesef Paşam, kupkuru bir çölden farksız hale gelen bu ülkede artık hiçbir yaşam belirtisi görülmüyor.” demesi üzerine Mustafa Kemal Paşa şunları söylemiştir.

” Öyle görünür Refii Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir yaşam çıkarmak, bir çöküntüden varlık, yeni bir kuruluş yaratmak gerekir. Siz boşluğa bakmayınız, boş görünen o alan doludur. Çöl sanılan bu dünyada, gizli güç ve yaşam vardır. O, millettir; o, Türk milletidir. Eksik olan örgüttür. Bu örgüt kurulursa, vatan da millet de kurtulur. Bunu böyle bilesiniz, Refii Cevat Beyefendi.”

Atatürkçüyüm diye ortalıkta dolaşanların Atatürk’ün bu sözlerini doğru yorumlamaları esastır; yoksa kendilerinden gayrı herkesi sabah-akşam aşağılamakla bir yere varılamayacağı açıktır.

Ne diyor Mustafa Kemal; ‘’..eksik olan örgüttür. Bu örgüt kurulursa vatan da, millet de kurtulur…’’

Şimdi elbette, o zamanın şartlarıyla bugünün şartları mukâyese bile edilemez. O zaman elinize silahı aldığınızda düşman belliydi, işgal vardı. Bugün ise durum farklı, belki gözle görünür bir işgal yok; ancak ‘işgal’ kelimesinin tanımının da değiştiğini göz önüne alacak olursak; bugün, işgalin en büyüğü, en ağırı yaşanmaktadır; zîrâ insanımızın büyük çoğunluğu tehlikenin farkında değildir! Tehlike ise; kölelerin kendilerini özgür zannetmeleri yanılsamasının topluma lanse edilmiş ve kabullendirilmiş olmasıdır; ki bu da fiilî işgalden çok daha öte bir şeyi, yani öğretilmiş çaresizliği doğurmaktadır! Devamlılık arz eder!..

Günümüzde aklınıza gelebilecek pek çok terör örgütünün arkasında cia-mossad vardır, bu çok derin bir bilgi değildir, sokaktaki herhangi bir insana bunu sorsanız size söyleyecektir. Devâsâ terör eylemlerinin arkasından yine bu insanlık düşmanı iki kuruluş çıkacaktır ve iki ayrı devletin çıkarlarını koruyor gözükseler de, özleri itibarıyla belli çıkar gruplarının menfaatlerine göre hareket etmektedirler. Sınır tanımayan kötülükleri için tüm aşağılık yöntemleri kullanabildikleri gibi, toplum nezdinde itibar gören kişi ve kurumları medya aracılığıyla kolaylıkla gözden düşürüp, belli çıkar gruplarına hizmet etmekten gocunmayan ve hatta –kraldan çok kralcıları- halkın gözünde dürüst, mert, demokrat ve hatta özgürlük savaşçısı şekline büründürerek dünya siyasetini ve insanlığı ‘kaos’ ortamına mecbur bırakırlar. Belli şekillerde alt edemediklerini ise, akla hayâle sığmayan iftira ve dolayısıyla ‘şantaj’ tuzağına düşürürler ya da ,son çare olarak, etkisiz hale (suikast-sabotaj) getirirler.

Bunları niye yazdım; öncelikle düşmanın kim olduğunu bilmek çok önemli! İki tane bacaksız pkk’lı zibidi ya da sakalından kan damlayan sorsan Müslüman; ancak Allah’a şirk koşmaktan çekinmeyen kılıksız iblisler değildir düşman! Düşman çok daha güçlü bir yapıdır ve  bu zibidi ve kılıksızlar uşaklıktan öteye gidemezler…

Her gün onlarca mesaj yollayarak soruyorsunuz ya bizlere; ‘’artık sabrımız kalmadı’’, ‘’ne yapmalıyız’’,v.s. diye… işte öncelikli olan mevzu, kiminle savaşacağınızı iyi bilmenizdir! Yani bu iş çocuk oyuncağı değil, karşımızda her türlü imkânları mevcut; sermayesi olan, paralı askerleri olan, ‘din’ denen mefhûmu kendi çıkarları için olağanüstü kullanabilen, teknolojik üstünlüğe sahip ve amaçları için akla hayâle gelmeyen insanlık dışı tüm yöntemleri utanmazca uygulayan bir yapı vardır.

Herkes ‘örgütlenmekten’ bahsediyor; ancak kimse bu ‘örgüt’lenme işinin neleri kapsayacağından veya nerelere değin uzanması gerektiğinden bahsetmiyor. Şu an ülkemizde ulusalcı ya da ulusalcı/milliyetçi olduğunu söyleyen pek çok yapı zaten vardır; ancak bildiğiniz ya da bildiğimiz manâda bir direniş var mıdır? Yoktur!..

Zaten bildiğimiz manâda bir direniş örgütü, miting yapmaz; direnir!

İşte bu noktada Banu Avar’ın da sıkça dile getirdiği ‘Namus Cepheleri’ olgusu çok iyi irdelenmeli ve günümüz şartlarına uyarlanarak yeniden hayata geçirilmelidir.. http://www.edebiyatgazetesi.com/2012/09/19/namus-cephesi-banu-avar/) Bunun için bir lider beklemenize veyâhut mucizeler dilemenize gerek yok; bulunduğunuz her yerde üçer-beşer kişilik gruplar kurarak işe başlayabilirsiniz.. İşin ciddiyetine vâkıf kimseleri seçmeniz ve devamlı dirsek temasında olmanız önemlidir. Bir gün bu küçük cepheleri bir araya toplayacak ‘çağrı’ gelecektir. ‘Büyük Çağrı’yı bekleyin!..

Şimdi bazılarınız ‘daha ne kadar bekleyeceğiz’, diye hayıflanabilir; ancak, beklemek değil hazır olmak önemlidir; hazır olunduğunda o ‘’Büyük Çağrı’’ gelecektir; ne erken, ne de geç; tam vaktinde, tam da her şey bitti denildiği o anda gelecektir!..

‘Geleceğiz, yarısında bir gecenin!’…

Kişiler önemli değildir, olaylar önemli değildir; hiçbir şey bu Milletin bekâsından daha önemli değildir; Bu bir DAVA’dır, ölenler olacak, derdest edilenler olacak; ama ‘BİZ’, hep dikkatli, hep tetikte olacağız!.. İçimizden bazıları, derdest edilebilir, ortadan kaldırılabilir; ancak siz; hazırlıklı olacaksınız, varınızla yoğunuzla bu ‘DAVA’ nın neferleri olacaksınız, çocuklarınızı bu bilinçle yetiştireceksiniz; ola ki başarılı olamadık, ola ki bu yolda toprağa düştük; hiç önemli değil, o ‘’Büyük Çağrı’’ gelecektir, er ya da geç! Umutsuzluk bizim tarihimizde yoktur; kimseyi beklemeyin, siz gelin!..

Yazıyı iyi okuyun, iyi irdeleyin, cümlelerin arkasındaki mesaja odaklanın; ben giderim başkası gelir, o gider başkası gelir; ‘Biz’ler bitmeyiz hiç merak etmeyin, bu sadece biz Türkler’in savaşı değildir; bu savaş, bu direniş, insanlık düşmanlarına karşı girişilen en büyük mücâdele olacaktır; işte bu noktada, farklılıklarınızdan dolayı ayrılmayın! Eğitimli-eğitimsiz, akıllı-akılsız, uzun-kısa, güçlü-zayıf, beyaz-kara, inanan-inanmayan, güzel-çirkin, açık-kapalı, Alevî-Sünnî, zengin-fakir, vesaire… Bu büyük ‘onur’ bizim neslimize ait olacaktır, önce ülkemizin makûs talihini yeneceğiz, ardından tüm mazlum milletlerle insanlığın onuru için savaşacağız; Türk Milleti’nin kaderi budur; işte bu yüzden düşmanımız çoktur ve işte bu yüzden bitirilmek isteniyoruz; çünkü ‘BİZ’ ler boş vakitlerinde bile devlet kuran yegâne Milletiz…

Ey bu Milletin evlatları; devrin en karanlık zamanlarından geçerken ‘BİZ’, aydınlığın meş’alesiyle gelmekteyiz; devrimci, ülkücü, dindar, ateist hiç fark etmez; ‘Büyük Çağrı’ ya hazırlıklı olun… YETER!..

Kimse bizi ölümle korkutamaz; milyon yıldır aynı savaşın içindeyiz ve ‘BİZ’ hep mazlumların yanında olduk, tarihe bakın göreceksiniz!.. ‘BİZ’ den haber alamazsanız, haberi ‘SİZ’ vereceksiniz!

 

Cem Yağcıoğlu / 23-09-2012

Bunlar da hoşunuza gidebilir...