BU STATÜKO KİMİN HESABINA ÇALIŞIR?!

İstiklal Savaşı’nı kazanıp Osmanlı toprakları üzerinde işgalcilerden kurtarabildiğimiz Anadolu coğrafyasında Türkiye Türkleri olarak yeni rejimin temellerini atıp, inkilapları gerçekleştirdikten sonra hız kesmeden milletimizi fikren, madden ve manen ileri götürecek adımlar atıldı.

Türkçülük, hissî ve siyasî safhalardan iradî safhaya geçti. Millete çizilen minval üzere adımlar atıldı. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ömrü vefa etmedi ve sağlığında görmeyi arzu ettiklerini göremeden, umut ettiklerini gerçekleştiremeden aramızdan ayrıldı. Vasiyeti bizim için buyruktur, bir gün, o günün yakınlarda olduğunu umut ederek, mutlaka diyoruz.

Sonra ne oldu? Atatürk’ün vefatından sonra fırsat kollayanlar vakit kaybetmeksizin onun eserinin altını oymaya başladılar.

1944’te meclisin yanına Amerikan karargahı açıldı ve ondan sonradır ki emperyalizm Türkiye’yi yavaş yavaş kendi uydusu konumuna sokmaya başladı.

Ülkemizde siyaset aklıselim her Türk’ün nefretle ve tiksinerek bakacağı bir hâl almıştır. Sinsi planlarını ‘’siyaset’’ kelimesinin saydam perdesi altında gizlemeye çalışan siyasîlerin meşgalelerini, söylemlerini, uygulamalarını dilimize dolamaktan ziyade çevrilen dolapların başımıza ne türlü badireler açacağıyla ilgilenmek daha akıllıcadır. Niyetin okunması gerekmektedir.

Latince kökenli olan ‘’statüko’’ kavramı geçmişten bugüne süregelen bir olgunun günümüzdeki işlevlerini belirtir. Yani, var olan, işleyen mevcut sistemdir.

Isıtılıp ısıtılıp temcit pilavı gibi önümüze konulan ‘’statüko’’ kavramının hangi minvalde seyrettiğini, vatanımızın ve milletimizin bugünkü ahvâline baktığımızda anlamak hiçte zor değil. Amerikan komisyonu tarafından hazırlanan eğitim müfredatımızdan tutun da ekonomimize kadar her alana emperyalizm nufüz etmiştir.

Ülkemizde iktidarlar değişmiş fakat iktidara gelenlerin bu statükoya bakışları değişmemiştir. Ülkede siyaset yapan odaklardan herhangi bir mukavemet görmediği içindir ki, statüko kendisini korumuş, geliştirmiş ve bugün için konuşmak gerekirse, deyim yerindeyse, iyice azıtmıştır. Her gelen düzenin adamı olma yolunu seçmiştir. Türk Milletinin tarihinde ve literatüründe bunun adı da bellidir.

Sistem kendisini iyice yerleştirmiştir. Bu sistemin bugün cereyan eden olaylar neticesinde devletimizi ve milletimizi götüreceği nihai hedef de bellidir.

Türk milleti bir boğuşmanın siklet merkezine doğru yeniden ve hızla sürüklenmektedir.Yıllardır, milletin geleceği kendi bildiğini doğru zannedenlerin hasis zihin hasılatlarına tevdi edilmiştir ve bugüne geldiğimiz nokta ortadadır. Yıllardır, geleceği görmekten aciz, memleket gerçeklerinden uzak, milliyet, vatan, şeref, haysiyet, istiklâl gibi kutsi değerlerden bihaberler tarafından yönetildik. Bizi bizden olmayanlar değil, Türk’ü Türk yönetsin artık…

Necdet Sevinç ile sözlerime son veriyorum:

Kader bizi bu şekilci demokrasinin dar, uzun, karışık, ve kaypak çıkmazlarında mağlubiyete mahkum edip, milletçe intihara sürükleyecekse, tarihin politikacılara vereceği sıfat ‘’cellat’’ olacaktır!

Not: ‘İlk Kurşun okurlarına ilk yazım ile merhaba diyorum. Birliğimizin daim olması ve saflarımızın sıklaşması dileği ile… 

Cihan Yetkin
İlk Kurşun

Bunlar da hoşunuza gidebilir...