‘Birkaç Mehmet ölüyor diye!’

Hükümet kanadı ne kadar karartmaya çalışırsa çalışsın Türkiye’nin ve bir ölçüde de dünyanın gündemini PKK tayin ediyor. 
Meselâ CHP Tunceli Milletvekili Aygün’ün kaçırılması hadisesi.. Türkiye o gün bugündür gün 24 saat bu “kaçırılma” hadisesini konuştu, tartıştı, tartışıyor. Ve bu haber dünya televizyonlarında da yer aldı, alıyor. Yarın öbür gün, belki de siz bu satırları okurken Aygün serbest bırakılmış olacak. Türkiye ve dünya bu sefer de birkaç gün, gün 24 saat bu “serbest bırakılma” hadisesini konuşacak, tartışacak…
Hakikat bu iken AKP’li Hüseyin Çelik Genel Başkan Yardımcısı olarak şahsı ve partisi adına televizyonlara çıkıp, “Birkaç Mehmet öldü diye Meclisi toplayamayız” diyor. Dervişin fikri neyse zikri odur misali Çelik’in dilinde “Mehmetçik” ne hikmetse “Mehmet” oluveriyor. İnsandır düşer, dildir sürçer, bu hepimiz ve tabii Hüseyin Çelik için de geçerli. Öyle olduğu için, “Bir hata yaptın, tashih et, özür dile” diyenlere, Çelik, “Hay-hay” demek yerine nefsini devreye koyuyor, “Bunun neresi hata, bizim vatan sevgimizi ölçeceklerin alnını karışlarım” türünden efelenmelerle karşılık veriyor. Benim vatan sevgim, beni eleştirenlerin vatan sevgisini döver yaklaşımı gerçekten ibretlik bir yaklaşım. Bir kere insanın kendi vatan sevgisini ölçmesi bile araya nefsi gireceği için öyle hiç de kolay değil. Test edilmemiş bir iddia Çelik’inki..
İkincisi, sizi eleştirenlerin vatan sevgisini siz nasıl bilebilirsiniz ki, o sevgi doğrusu yanlışı, eksiği fazlası ile o eleştiriyi yapanların kalbindedir ve kalplerde olanı Sayın Hüseyin Çelik değil, yalnız Allah(c.c.) bilir.
Aynı meselede Başbakan Erdoğan, terör ve Suriye gündemi ile ilgili olarak Meclisi olağanüstü toplantıya çağıran CHP’yi, “Terör örgütüne vagon olmakla” suçluyor ve şöyle kükrüyor:
“-Biz terör örgütüne vagon olmayız!”
Bu sözler ister istemez insana Habur’da, Türkiye’yi alabildiğine küçük düşüren tiyatrovari mahkeme süreçlerini ve PKK ile yapılan Oslo görüşmelerinde varılan mutabakatları hatırlatıyor.
O, önceleri inkâr edilen, böyle bir şey duyduk aslı var mı diye soranlara alçaklık, müfterilik, hainlik çamuru sıçratılan, amma iş ortaya çıkınca, “Ben yaptım, kime ne” denilerek, hakaret ettiklerinden özür bile dilenmeyen o günleri çağrıştırıyor ve ister istemez dudaklardan şu cümle dökülüyor:
“-Evet, siz terör örgütüne vagon olmazsınız, olsanız olsanız o süreçlerde olduğu gibi lokomotif olursunuz…”
Rabbim akıbetimizi hayreylesin…


Hz. Ebu Hureyre (r.a) ve Öztürk Hoca
Yaşar Nuri Öztürk, Yurt gazetesinde (14.8.2012) kaleme aldığı, “Siyasetçilerin kulakları çınlasın” başlıklı yazısında Hz.Ebû Hureyre için bakınız neler diyor:
“… Hz.Ömer’in sahabî nesli valilerine uyguladığı açık icraatı ortada. Hz.Ömer, bu icraatı cümlesinden olarak, mesela Bahreyn valisi ünlü sahabî Ebu Hureyre’nin mal varlığına el koymuş ve onu ’devlet görevini, servet yapma aracı olarak kullandığı için’ Allah ve Kur’an’ın düşmanı ilan etmiştir. Bu demektir ki, Hz. Ömer, Ebu Hureyre ve benzeri valileri Mâûn ihlaliyle suçlamıştır(…) Sahi, siz, Hz.Ömer’in andığımız icraatından söz eden bir ’hoca-efendi’ye hiç rastladınız mı?”
Yaşar Hoca doğrusu çok cesur…
Yanlış hatırlamıyorsam daha önce de Hz. Ebu Hureyre’yi uydurma hadis söylediği için Hz.Ömer’in payladığından bahsetmişti.
Konuyu kısa keselim:
l.Hz. Ebû Hureyre(r.a) uydurma hadis söylüyor idiyse, Hz. Ömer(r.a) onu niye Bahreyn’e vali tayin etti; korkusundan mı?
2. Bahreyn valiliği dönüşü Hz. Ömer(r.a.) Ebû Hureyre’nin 10 bin dirhemlik gelirine, evet, el koydu. Peki sonra ne oldu? Hz. Ömer Ebû Hureyre’yi Bahreyn’e tekrar vali olarak dönmesi için ikna etmeye uğraştı. Niye? Çünkü Hz.Ebû Hureyre(r.a) 10 bin dirhemlik gelirinin şahsına ait atlarının üremesi ve kölesinin vergisinden olduğunu ispatladı, daha doğrusu Hz. Ömer kendisi bu iddiayı araştırdı ve Ebû Hureyre’nin doğru söylediğini gördü ve yaptığından pişman oldu.
Aslında Yaşar Hoca’nın bütün yazdıkları hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...