Barış Doster: Anormalin Normalleşmesi

Hükümetle terör örgütü arasındaki görüşmeler yeniden başlıyormuş. Geçen sefer de yol kazasına uğrayarak kesilmişti zaten. O görüşmeleri kim sızdırdı, nasıl sızdırdı, hangi teknolojiyle elde edip sızdırdı gibi ikincil meseleler konuşulmuştu. Meselenin özü, içeriği, varılan mutabakatın boyutu pek konuşulmamıştı. Devlet adına görüşen şahsın verdiği sözler, ödünler yeterince tartışılmamıştı. Terör örgütüne gösterilen hoşgörü, “Bombaları nereye koydunuz, biliyoruz” denmesi üzerinde durulmamıştı. “Size zorluk çıkaran kamu görevlilerini bize bildirin, gereğini yapalım” şeklindeki sözler, adeta es geçilmişti.

Çözülen bir devlette, çöken bir toplumda, çürüyen bir ülkede doğaldır bunlar. Yenilenmiş ve de AK’laşmış ana muhalefetin, kendisinin de içinde bulunduğu TBMM’nin iradesi yerine, çözümü ABD patentli “akil adamlardan” beklemesinin doğal olduğu gibi. Nitekim söz konusu partinin kimi yöneticilerinin, parti sözcüsü dahil partinin diğer yöneticilerinden habersiz biçimde, Soros sever liberallerle otel lobilerinde görüşmesi, partinin TESEV üyesi genel başkanınca normal karşılanmıştır.

Erkânı Harbiye Umumiye Reisi’nin Irak’ın kuzeyine harekât düzenlemek için ABD’den izin alınmasını istemesi normal karşılanmışken, Afyon’daki patlamada şehit düşen 25 askerin sorumluluğunu, patlama sonrasında hediyeleştiği valiye atması neden anormal karşılanmıştır? Ülkenin en önemli sorununun çözümünü TBMM’den değil de, ABD’den ve ABD patentli “akil adamlardan” beklemek normalse, anormal olan nedir? Erkânı Harbiye Umumiye Reisi’nin, daha birkaç hafta önce elinde çikolatayla ziyaret ettiği ana muhalefet liderini, Afyon’daki patlama sonrasında yaptığı açıklamalar nedeniyle mahkemeye vermesidir.

İşte bu durum anormaldir. Çünkü ikisi de aynı saftadır. İkisi de adım atmak için ABD’den izin almaktan söz etmektedir. İkisi de en kritik zamanlarda eş başkanın imdadına yetişmektedir.

Kabul etmek gerekir ki paket programın gerekleridir bunlar. Süreçte kimi yol kazaları olsa da, telafi edilmiştir. ABD, “PKK’yı siyasallaştırın, Öcalan’ı affedin, federasyonu anayasaya yerleştirin, tarihinizle barışın” demiş, bir dediği de iki edilmemiştir. ABD dışişleri bakanının, genelkurmay başkanının, Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçiren CIA başkanının Türkiye’yi bu kadar sık ziyaret etmeleri, Türklere olan muhabbetleriyle açıklanamaz çünkü. Verdikleri emirlerin yerine getirilip getirilmediğini denetlemeye ve yeni emirler vermeye gelmektedirler.

Türkiye şunu görmelidir. Terör örgütü, şimdiye dek siyaseten elde ettiklerini silahla elde etmiştir. Türkiye Bu iş silahla çözülmezdedikçe, terör örgütü PKK bu işi silahla çözme yolunda tempoyu artırmıştır. İstihbarat örgütüyle terör örgütünün anayasa paketi üzerinde görüşmesi de, halkın anayasanın içeriğinden habersiz olması da, Türk ordusunu iyice gözden ve güçten düşürmek için ordunun başının çetecilikten tutuklanması da, Türkiye’nin kuruluş sürecinin katliamla, soykırımla suçlanması da, işin sonuna gelindiğinin işaretleridir.

Bu süreçte Fransa’ya kendi tarihini anımsatmanın, ABD’nin Afganistan’da, Irak’ta, son olarak Libya’da yaptıklarını, geçmişte Kore’de, Vietnam’da işlediği suçları anımsatmanın yararı yoktur. Çünkü mesele bir tarih, bellek ve hukuk meselesi değildir. Türkiye, “emperyalizm” kavramını ağzına almadan, bununla yüzleşmeden yaşadığı hiçbir sorunu çözemez. Emperyalizm terimini unuttuğu için, ne başına örülen çorabın boyutunu, geçirilen çuvalın mesajını anlayabilir, ne de Belçika’nın, kendisinden 22 kat büyük olan Kongo’yu 99 yıl boyunca nasıl sömürdüğünü tahlil edebilir.

Türkiye söz konusu olunca terörle müzakere”, ABD söz konusu olunca terörle mücadele öne çıkmaktadır. Ve büyük devlet ABD, tüm siyasi ve iktisadi adımlarını, bir elinde silah tutarak atmaktadır. Türkiye ise komutan emriyle Mehmetçiğe askeri lojmanlardaki bayrağı indirtmekte, vali emriyle İzmir’in kurtuluşunun simgesi olan bayrak çekme törenini iptal ettirmeye kalkışmaktadır. Atatürk’ün adını tarih kitaplarından, sözlerini kent meydanlarından silmektedir. Atatürk’ü Sattınızdiyen Bekir Coşkun yerden göğe kadar haklıdır.

Milletinin ve partisinin Atatürk’ten vazgeçtiği bir ortamda, kısa süre sonra orduya da gerek kalmayacağı açıktır. Nitekim bir iktidar milletvekili, zorunlu askerlik uygulamasından bir an önce vazgeçilmesini, bedelli askerliğe geçilmesini önermiştir. Bu önerisinde de kendince haklıdır. Çünkü vatan toprakları haraç mezat, mütekabiliyet ilkesi gözetilmeden, yasayla satıldığından, yakında Mehmetçiğin uğrunda öleceği bir vatan kalmayacaktır. O zaman da ABD çıkarları için geçmişte Kore’de, geçtiğimiz aylarda Afganistan’da olduğu gibi, gurbet ellerde ölmek kaçınılmaz hale gelecektir. Başka ülkelerin çıkarları için ölen Mehmetçik şehit de sayılmayacağından, TESEV’in şehitlik ve gaziliğe ilişkin tutumunu, bu tutumu benimseyen kimi milletvekillerinin önerilerini normal karşılamak gerekir.

Dahası, paralı askerlerden oluşan ve emperyalist ülkelerin çıkarları için başka coğrafyalarda savaşan bir orduya milletin ordusu, halk ordusu da denilemez. Olsa olsa profesyonel ordu, ölüm timi, Amerikan fedaileri vb. denilir. Zira görevi yurt savunması değildir. Milletin canının, malının, ırzının, namusunun müdafaası değildir. ABD’nin petrol çıkarlarının, çokuluslu şirketlerin menfaatlerinin korunmasıdır. Adını koyalım, taşeronluktur, lejyonerliktir, fedailiktir. Nitekim faaliyetleri ve marifetleri hayli gündemde olan, İzmit Gölcük’te deniz kuvvetlerine ait bir kampta Özgür Suriye Ordusu mensuplarına eğitim veren SADAT, kendisini bir güvenlik şirketi olarak tarif ettiğini açıklamıştır. Aynen örnek aldığı Black Water gibi. Aynen ölüm timleri istihdam eden Halyburton gibi… Emperyalist merkezler adına taşeronluk yapan bir ülkenin, paralı askerlerini, kiralık katillerini yetiştirmek, bölge ülkelerinde terör eylemi gerçekleştirip, gayri nizami harp faaliyeti yürütüp, istikrar bozucu işler yapmak için bu tür şirketlere ve faaliyetlere ihtiyaç vardır.

Emperyalizmin kirli işlerini yapanların, uzantılarının, işbirlikçilerinin din, iman, vatan, milletsözlerini dillerinden düşürmedikleri bilinir. El Kaide gibi, Müslüman Kardeşler gibi en radikal İslamcı örgütlerin ABD’nin emriyle ve parasıyla Suriye’de Esad’a karşı savaştıkları bir ortamda, Türkiye’deki iş ortaklarının, dostlarının ve müttefiklerinin onları yalnız bırakması beklenmemelidir.

İLK KURŞUN

Bunlar da hoşunuza gidebilir...