Bardakçı’nın Telaşı Niye ?

ALÂATTİN Çakıcı dün Silivri’de yapılan Ergenekon davasında hâkim önüne çıkmış. Davayı izlemek için giden yakınları, bindikleri otobüslerin camlarına Atatürk ile Sultan Abdülhamid’in resimlerini asmışlar… Atatürk ve Abdülhamid! Bu iki isim siyasî düşünceleri, hayat görüşleri, verdikleri kararları ve hemen herşeyleri bakımından birbirlerinin tamamen zıddı olan tarihî şahsiyetlerdir. Gerçi her ikisi de son dönem Türk Tarihi’nin çok önemli figürleridir, birini benimseyip diğerini reddetmek gibi bir iş akıl ve mantık dışıdır, zira tamamen bize aittirler ama Atatürk ile Sultan Abdülhamid’i düşünce alanında biraraya getirip fikirlerinin birbirlerinin aynı yahut devamı olduğunu düşünmek tarihten hiçbir şekilde haberdar olmamak demektir! Atatürk’ün gençlik yıllarından itibaren başlattığı mücadelenin ilk aşamasının temelinde Abdülhamid idaresine son vermek düşüncesi vardır. Kuruluşunda görev aldığı Hürriyet Cemiyeti’nin ve daha sonra hem üyesi, hem de kongre delegesi olduğu İttihad ve Terakki’nin en büyük hedefi, Abdülhamid idaresinin devrilmesidir. HERKES MUHALİFTİ Bu hedef üstelik sadece Mustafa Kemal’in değil, o dönemin bütün genç subaylarının hayâlidir! Zaten, Rumeli ordusundaki subayların neredeyse tamamı Abdülhamid muhalifi birer İttihadçı’dır. Meselâ, İttihad ve Terakki’nin en güçlü liderleri olan ve sonraki senelerde devletin kaderi üzerinde tek başına hâkimiyet kuran Enver Paşa, Rumeli’de genç bir yüzbaşı olarak görev yaptığı sırada kaleme aldığı günlüğünde, Abdülhamid ile ilgili düşüncelerini şu cümlelerle ifade eder: “Hamid’in zalim idaresine karşı zihnimde ortaya çıkan düşünce kemâle ermişti. ‘Bu hâin herif, istese bir anda her şeyi yapar; memleketi bahtiyar eder, etrafındaki alçakları dağıtır, hem memleket ve millet bahtiyar olur, hem kendisi’ diyordum. Fakat bu adamın senelerden beri kan içmeğe alışmış olduğunu ve insanın alışkanlıklarından vazgeçemeyeceğini hatırladıkça, şahsına karşı fevkalâde bir düşmanlık hissediyor ve vücûdunun ortadan kalkmasının en doğru çâre olacağını düşünüyordum.” O günlerde sadece Enver Paşa ve diğer genç subaylar değil, Mustafa Kemal de aynı çizgidedir. Hattâ, yaptığı muhalefet sebebiyle bir ara Abdülhamid tarafından Şam’a sürgüne bile gönderilecektir. DERBECİLER ARASINDA Ve unutmayalım: Bazılarının bugün Sultan Abdülhamid ile yanyana resimlerini astığı Mustafa Kemal, 31 Mart hadisesinden sonra Rumeli’den İstanbul’a gelip Abdülhamid’in iktidarına fiilen son veren Hareket Ordusu’nun genç subaylarındandır ve Hareket Ordusu’nun İstanbul’da yayınladığı ilk bildiriyi kaleme alanlardan biri de, bir iddiaya göre odur. Bu yazdıklarımı okuduktan sonra, “Abdülhamid’i benimsemek Mustafa Kemal’i dışlamayı, Mustafa Kemal’i sevmek de Abdülhamid’den nefret etmeyi gerektirir” gibisinden bir söz ettiğim şeklinde yanlış düşüncelere kapılmayın! Kendi tarihimizde önemli yeri olan şahsiyetlerden bazılarını benimseyip bazılarını elimizin tersiyle itmek gibisinden işler sadece cehaletten ve saçmalamaktan ibarettir. Bütün bu isimlere karşı muhabbet hissetmesek yahut uyguladıkları siyasetten hoşlanmasak bile reddetmemek zorundayız, zira hepsi bizim tarihimizin unsurlarıdır. Ama bu kişilerin tarihimizin parçası olduklarını benimseyip kabul etmek başka, düşünceleri ve politikaları birbirinin tamamen zıddı olan şahsiyetleri müşterek idol haline getirmek ise çok daha başka bir iştir. Abdülhamid ile Atatürk’ü aynı idealin temsilcileri kabul etmek, üstelik resimlerini de sembol niyetine yanyana getirmek tarihten de, geçmişteki olayların neticelerinden de haberdar olmamak demektir; üstelik her ikisinin de hatıralarına saygısızlıktır!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...