50 Milyondan Biri Olabilmek

Deccal öncüsü geldi ve evlerimizden çocuklarımızı kaçırdı.

“Deccal, evlerinize girmiş, çocuklarınızı esir almıştır” diye bir ses duyulacaktır.” (Muhyiddin Arabi, El Fütühatül Mekkiye, I-XII, 2:168; Şaban Döğen, Mehdi ve Deccal, Gençlik Yayınları, 2. Baskı)

Digital’e teslim etik onları. Hepsi; hatta sen ve ben el eleyiz onunla… Birbirimizin elinden çok onunla temas halindeyiz.

Temas önemlidir. Beni en çok rikkate getiren hadiselerdendir: Bazı yetimhanelerde bebek ölümlerine rastlanmış. Halbuki bu yetimhanelerde bebeklere çok iyi bakılmaktadır. Beslenmelerinde ve ortam sıcaklıklarında hiçbir anormallik yoktur. Daha sonra anlaşılır ki bu bebeklere az temas edilmiş. Evet, “Temas eksikliğinden kaynaklanmış bebek ölümleri”.

Bebek değiliz elbet. Ama bazı bebeksi ve melekî masumiyetlerimizin ölümüne mani değil yetişkin olmamız. Birbirine daha az temas eden, sevdiğinin saçlarını daha az okşayan, gül kokulu yavrusunu daha az öpen ve bu öpmelerin azalması ile cennete ulaştıracak merdivenin basamaklarından nefsi hazları uğruna feragat eden; yani içinde bebe ölüleri olan; bebek masumiyetinde latifelerini öldüren hastalarız biz. Sen kürtajı çoktan yapmışsın teknoloji müptelası kardeşim. Ama ölü bebekler hala içinde ve zehirlendiğinin farkında değilsin. Parmaklarımız hep plastik üzerinde; telefon tuşu, bilgisayar ekranı, televizyon kumandası. İçinde can ve kan yok onların. Onlar aslında biraz da ölmüş dinazor kalıntıları.

Fahr-i Kainat Efendimiz (Sallalahu aleyhi vessellem) şöyle buyurmuştur:“Çocuklarınızı çok öpün. Çünkü her öpücük için size Cennette bir derece verilir ki, iki derece arasında beşyüz senelik mesafe vardır. Melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin defterinize sevap yazarlar.”

Nebiler Sultanı Efendimiz (Sallalahu aleyhi vessellem) şöyle buyurmuştur: “Kişi, hanımının yüzüne baktığı vakit, hanım da beyinin yüzüne bakarsa, Allah da her ikisine rahmet nazarı ile bakar. Erkek, hanımın ellerini avucuna alınca, o da erkeğinin ellerini tutarsa, parmaklarının arasından günahları dökülür.”

Sevdiklerimizden, evlatlarımızdan çok onunla; digital ile göz gözeyiz. Alamıyoruz gözlerimizi ondan. Bu yüzden “Borderline kişilik bozukluğu” olayları artacak gelecek nesillerde. Zira borderline rahatsızlığının ilk adımı annenin evladı ile eksik göz teması bazı araştırmacılara göre. Yada göz temasında eksik olan göz parıltısı, göz nuru; yıldız gözlerin eksik “kadri”. Anneler “ateşten ekranlara” baktıkca;  gözlerin “kadri”matlaşıyor, evladının göz hakkını ekrana yediriyor. Eskiden ateşten sigaralar ciğerlerimizi alırken, ateşten ekranlar ailemizi, kalbimizi alıyor.

Şeytan, Hazret-i Adem ve eşini ne ile çıkardı memleketimizden; ata yurdumuzdan; cennetten? Yasak ağacın meyvesini yedirerek değil mi… Gayrımüslimlerin anlayışında o yasak ağacın meyvesi; ısırılan meyve nedir? Elma değil mi… Babamız ısırdı ve hepimize “İnin oradan birbirinize düşman olarak!” dendi. Ali Şeriati’nin tabiri ile“Hûbut”. Ve masallara kadar geldi bu büyük sürgünün hatırası ve bir daha aynı hatayı işlemeyelim diye çocuk hafızalarımıza kazındı: “Gökten üç elma düştü.”

Üç elma… Hazret-i Adem, Hazret-i Nefise ve İblis… Yani Ademî program; Adem sırrı; insan sırrı yeryüzüne “Download” edildi; “İndirildi”. Virüsü içinde elbet.

Bu ilk başarısı oldu İblis’in kendine verilen mühlet içinde… Hazret-i Adem daha satrancı icad etmemişti. Oyun öncesi ilk hamle… Düello süresi bitmeden önce kalleşçe silaha davranması Diablo’nun…

Ve sonrasında hep savaş, hep savaş… Zamanın burçlarında bazen onların  bazen bizim bayrağımız.

Ve tilkel eyyamu nüdaviluha beynennas” Âli İmran / 140.

Günler bir onlara güler bir bizlere… Bir yüzük gibi parmakta çevrilir. Ta “Son Savaş”a kadar… (Ayette geçen “Nüdaviluha” kelimesinin “Devlet” kelimesi ile aynı kökten gelmesi de enteresan. Zira “Ahir zaman paşası”, hocasından öyle nakletmişti bizlere:“Devletleri Allah kurar.”)

Tesbihin ilk ve son taşları birbirine çok yakındır. Birbirini andırır. Çevirimin başı ve sonu; ilk savaş ile son savaş konsepti de birbirine benzeyecektir. Son savaş öncesi de, ilk savaş öncesine benzeyecektir. (Bu tesbitleri ne olur mutlak doğrular olarak kabul etmeyin. Yanılmış olabilirim. Bunlar sadece birer spekülasyon. Eğer haddim aşıyorsam Rabbim beni bağışlasın ve muaheze etmesin. Amin!)

Satranç öncesi; ilk savaş öncesi kalleş hamle cennette olmuştu. Oradan “İndirildik”. Gayrımüslimlere göre ısırılmış elma yüzünden. Şimdi son savaş öncesi, milyarlara aynı oyun oynanıyor. Çevirimin başı ve sonu birbirine benzer. Kraliçe, “Pamuk prenses”e yine zehirli elmayı yediriyor. (Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in ne olduğunu; Kabalada neyi temsil ettikleri ve benzeri sırların anahtarı Oktan Abi’de. Merak edenler ondan talep etsinler.)

Yeniden cennetten çıkarılıyoruz ey kardeşler! 2,5-3 Milyar Müslüman arasından sadece 50 milyonunun “MÜSLÜMAN” kalacağı bir ortama düşürülmek üzere. Aile bir cennettir; komşuluk bir cennettir; mahalle bir cennettir (o yüzden sevmiyor muyuz bazı Türk dizilerini); ve kalp başlı başına bir cennettir. Bunlar gidiyor elimizden farkında mısınız? Bir cennet numunesi olan ve ecdadın bir buket gibi elden ele bize kadar naklettiği; mimarisi gökte yapılmış bu müessese ve değerler; cennet ayetleri, delilleri; elimizden gidiyor. Daha doğrusu “indiriliyoruz” tekrar cennetten. Başa dönelim. Elimizde tutup, gözümüzle kilitlendiğimizden. Yeni “Elma”ları tutuyoruz elimizde. Bu“Elma” bizi cennetten indiren meyve ile aynı Şeytanîlere göre. Sadece çağa göre güncellenmiş. Delil mi istersin? Bütün tahribatının yanında; elden gidenlerin yanında; en önemlisinin sembolüne bir bak: Bir elma. Hayır, sadece bir elma değil; “ısırılmış bir elma”.

İnternet ile tanıştığım ilk zamanlarda anlamadığım bir şey vardı. Arkadaşıma soruyordum: “Şunu nasıl kaydedebilirim? Record tuşu neresi?” Arkadaş mana veremedi herhalde ve neden sonra “Haa, indirmeyi diyorsun; download yani…”İndirmek. Yüksek internet hazretleri ve aşağıda biz dabbeler. Eğer birine bir şey kaydetmesi için yollayacaksan, ona da “Upload”. Yani “Yukarı” yükleme… Bu yeni putun önündeki sunağa arz etme yani. Aynı bir Budist’in kendi taptığı putuna, dizini çökerek (Laptoplar; yani “Dizüstü” bilgisayarları aklınıza geliyor mu?), başını aşağıya eğerek, ellerindeki meyveleri; “Böğürtlen”leri, “Elma”ları putuna takdim etmesi gibi. (Bu güzel tespitlerden dolayı Oğuz Aksakal bey’e teşekkür ederim.)

NOT: Elbette teknoloji düşmanı değilim. Ama farkında olmadan teknoloji ve özellikle bilgisayarlar bir put olmaya doğru gidiyorlar bazılarımızın dünyasında. İnsanların birçoğu Deccal’in açık açık Deccal olduğunun farkına varmayacaklar. Üç devrede ilahlığını ilan edecek. Alıştıra alıştıra… Oktan Abi, “Asâ: Bir Meczubun Rüyası-4”kitabında Deccal’in belki en önemli bir sırrı olan “Ana göz Bilgisayar” meselesini açıklamıştı bizlere. Bu elbette hemen olmayacak. Meşhur, “kaynayan su ve kurbağa”meselini hatırlayalım.

Para kötü bir şey midir; put mudur? Elbette hayır. Onu put haline getiren insanın kendisidir. Kadın kötü bir şey midir; put mudur? Yine hayır. Onu put haline getiren yine bir takım insanlardır. Peki, helva put mudur? Acayip mi geldi? Belki tebessüm ettiniz. Hazret-i Ömer de (ra) tebessüm etmişti. Zira cahiliye döneminde helvadan put yaparlarmış; sonra sefer esnasında acıkınca onu yerlermiş. İşte Hazret-i Faruk (ra) burada gülmüştü. Dolayısı ile bilgisayarı, telefonu, teknolojiyi put yapabilecek olan yine insanın kendisidir. Yoksa, bu makaleyi bilgisayarımla yazdım, bir internet sitesine yolladım ve sizlerde oradan okuyorsunuz inşallah. Umarım yanlış anlaşılmam.

 

 Tarık C.

ONALTIYILDIZ

Bunlar da hoşunuza gidebilir...