1 Mart Tezkeresi’nin Tutanakları Açıklanmayacak

AKP Erzurum İl Başkanlığı Kurucu Başkanı ve 22. Dönem Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan; Ulusal Kanal’da konuk olarak katıldığı programda, 1 Mart 2003 Tezkeresi’nin reddedilmesi konusunda özetle şu dikkat çekici açıklamayı yaptı:

“Recep Tayyip Erdoğan’ın, 1 Mart Tezkeresi için yaptırdığı gizli oylamada, Tezkere’nin kabul edilmesine Evet oyu çıktı. Tezkere’nin TBMM’de yapılan oylamasında ise Red oyu çıktı. Ben, Erdoğan’ın yaptırdığı oylamada ve TBMM’deki elektronik oylamada da Red oyu kullandım.

1 Mart Tezkeresi’nin reddedildiği gizli oturum tutanakları zaten 2-3 yıl sonra TMMM Başkanlığı’nca açıklanacak ve olay açıklığa kavuşacak, o oturumda benim gibi red oyu verenler oldu. Erdoğan bir süre bekledi ve red oyu verenlerin hepsini Parti’den yeniden aday göstermeyerek attı. Çünkü bunları atmayıp yeniden seçtirirse, birleşerek kendisine muhalefet ederler diye düşündü.

Ben, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce ANAP’a geçmiştim. Erkan Mumcu Genel Başkan’dı. Ben red oyu verilmesi için yoğun çaba harcadım, zaten ANAP olarak Tezkere’ye red oyu verilecekti. Erdoğan, Erkan Mumcu ve benim gibi red oyu verecek milletvekillerine büyük baskıda bulunuyordu. Benim Erzurum’da yaşayan yaşlı anneme oğlunu öldüreceğiz diye sürekli haberler gönderiyorlardı. O dönemde ben Ankara’da bir otelde saklanmak durumunda kaldım. Bu süreçte ‘askeri kanat’tan bize hiçbir baskı gelmedi, bütün baskılar ‘sivil kanat’tan; Fethullahcı, dinci ve şeriatçı kanatlardan geldi.

Erdoğan 2000 yılında Avustralya’ya gitti, orada bebek katili Apo için “Sayın Öcalan” ve şehitler için “Kelle” dedi. Ben bunların hiçbirini kabul edemem. Doğu Perinçek; emperyalizme karşı çıkışıyla, Berlin ve Lozan’da ‘Ermeni Soykırımı’ tarihi bir yalandır deyişiyle ve seçimlerin çoğunda zindanda oluşuyla gerçek bir Müslümandır. O’nun Meclis’e girmesini, ve Cumhuriyet İçin Güçbirliği adaylarını destekliyorum. Bana göre 12 Haziran 2011 seçimiyle Türkiye’nin parçalanmasına veya parçalanmamasına karar verilecektir.” (Ulusal Kanal, 10.06.2011, Dünya’da Neler Oluyor)

AKP’nin iktidara gelmesinin ardından 1 Mart 2003’te gerçekleşen Kuzey Irak’a asker gönderilmesini amaçlayan teskere TBMM’de reddedildi. AKP’de o dönemde Abdullah Gül Başbakan, henüz milletvekili seçilemeyen Recep Tayyip Erdoğan ise Genel Başkanlık görevini üstleniyordu. Tezkere; TSK’nın Kuzey Irak’a gönderilmesini ve gerektiğinde kullanılmasını, ve de muhtemel bir askeri harekat çerçevesinde yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını kullanmalarına 6 ay süreyle izin verilmesini öngörüyordu. Buna göre en fazla 62 bin yabancı askeri personel Türkiye’de bulunabilecek ve yabancı kuvvetler 255 uçak ve 65 helikopteri aşmayacaktı.

1 Mart Tezkeresi’nin reddedilmesi, Irak savaşında İncirlik Üssü ve Türk limanlarını ve topraklarını kullanacak olan ABD’yi şok etti. Reddin üzerine, savaş gemilerini İskenderun açıklarında bekleten ABD; İngiltere’deki Lakenheath, Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia ve Suudi Arabistan’daki üslerini kullandı.

Erdoğan, Başbakan olabilmek için; 4 Kasım 2002’de ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz’e gizli bir mektup yazarak “Geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkelerimizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim. Bu amaçla Hilmi Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Bu yardım için ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkür ederim. Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.” demişti.

Erdoğan bu mektubuyla, Başbakanlığı üstlenebilmesi için Wolfowitz’ın desteğini açıkça talep etmiş ve sonrasında bu talep kapsamında da hem kendisi hem de Hilmi Özkök Washington’u ziyaret etmiştir. Sonuçta; TSK’nın Kuzey Irak’a asker gönderilmesini amaçlayan tezkerenin kabul edilmesi koşuluyla, Erdoğan’ın Başbakanlığı üstlenmesinde ABD ile Erdoğan arasında gizli mutabakata varılmıştır. Daha kapsamlı 9 maddelik Colin Powell ile Abdullah Gül arasında bir mutabakat belgesi de Nisan 2003’de imzalanmıştır. Erdoğan Başbakanlığı’nı tam garantiye almak için tezkere oylamasına katılacak milletvekillerinden imzalı boş kağıtlar almış ve onlara yemin ettirmiştir. Ancak bunlara rağmen Meclis’teki elekronik oylamada tezkere reddedilmiştir. Tezkere’nin reddedilmesinde ileride yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmayı planlayan Refah partisi milletvekilleri üzerinde önemli gücünü yeterince kullanmayan Abdullah Gül’ün de önemli rolü olmuştur.

Tezkerenin reddiyle şok yaşayan ABD, o günden sonra Erdoğan’a, Gül’e ve onların dış politikaları nedeniyle Türkiye’ye düşman muamelesi yapmaya başlamıştır.

Tezkere konusunda en fazla bilgiye sahip olan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Tezkere’nin kabul edileceğinden o kadar emindi ki, Washington’da Şerif Egeli’ye yaptığı açıklamada bunu“Ben Tezkere’nin geçmesinden yanaydım. Tezkere geçseydi ordumuz Irak’ta görev alacak, o zaman PKK’da bitecekti.” demiştir. (Hürriyet, 19 Ekim 2010)

Tezkere konusunda en etkin konumda olan ve yoğun çaba harcamış olan eski ABD Başkan yardımcısı Dick Cheney “Benim Zamanımda” (In My Time) adlı kitabında, Türkiye’nin analizini yaptığı bölümde; İslamcı parti olarak nitelendirdiği AKP’nin İktidarı’na olan intikam duygusunu, Erdoğan’ın adını dahi kullanma gereğini duymadan kısaca şu ağır cümlelerle ifade etmiştir: (Tolga Tanış, Hürriyet, 31 Ağustos 2011)

Derin Bir Şeyler Oluyor: “2002 Kasımı’nda İslamcı AK Parti parlamentoda çoğunluğu kazanacak, bir sonraki Mart’ta da partinin lideri Erdoğan’ı Başbakan yapacaktı. Yeni seçilen parlamento; Saddam Hüseyin’e karşı operasyonları başlatma zamanı geldiğinde, 4. Piyade Tümeni’ni Türkiye’ye konuşlandırma talebimizi reddedecek biz de sonunda bu birliği Kuveyt’e yollayacaktık.”

Tehlikeli Geçişin Ortasında: “Genel olarak, sanırım Türkiye’de yaşanan kaymanın şiddetini anlamada başarısız olduk. Amerika’nın en önemli NATO müttefikinden birinde İslamcı bir hükümetin iktidara gelmesinin ne anlama geldiği, o sırada karşı karşıya olduğumuz diğer meseleler yüzünden belirsiz kaldı. Bugün Türkiye, anahtar rolündeki NATO müttefikliğinden, ABD ve İsrail ile ilişkileri pahasına İran ve Suriye gibi ülkelerle yakın ilişki geliştiren İslamcı devlet yönetiminde bir ulus olmaya doğru tehlikeli bir geçişin ortasında gözüküyor.”

Yukarıda anlatılanlar dikkate alındığında; Teskere’nin reddine yönelik gizli toplantı tutanaklarının açıklanmayacağına şüphe yoktur.

EROL BİLBİLİK

İLK KURŞUN

Bunlar da hoşunuza gidebilir...